1998 yılında ilk olarak ortaya atılan biyomimikri; biyo(yaşam) ve mimikri (benzetim) kelimelerinin birleşimi ile oluşmuştur. Sonrasında bir bilim dalı olarak kabul edilen biyomimikri günümüzde birçok alanda karşımıza çıkmaktadır. Biyomimikri doğadan öğrenir, doğanın içindeki formları süreçleri ve sistemleri örnek alır, doğanın öğretilerini gezegene daha az zarar verecek şekilde kullanır. Aynı zamanda biyomimikri yeni bir inovasyon disiplini olarak da tanımlanıp üç buçuk milyar yıllık tecrübeye sahip olan doğanın mükemmel dengesini taklit unsuru olarak kullanıp ortaya doğadaki mükemmeliyete yakın teknolojik ürünler çıkartmayı amaçlar. Teknolojik olan birçok şey maalesef doğallıktan uzak görünmektedir. Teknoloji ile elde edilen birçok şey doğal değildir algısı vardır ve bu algı günümüzde biz insanlar arasında oldukça yaygındır. Aslında biyomimikri tam olarak bu noktada devreye girmektedir. Doğa ve teknoloji birlikte doğru olarak kullanıldığında ortaya doğala daha yakın ürünler çıkacaktır. Biyomimikri, özünde tüm yaşam formlarına saygıyı barındırmakla birlikte bir felsefenin veya teorinin ötesindedir. Farklı sektörlerden şirketler, eğitim kurumları, inovasyon alanında çalışan profesyoneller, belediyeler çeşitli sorunlara çözüm için ilk olarak doğaya bakmaktadırlar. Doğadan gelen stratejiler yeni nesillerin eğitilmesinde vatandaşlara daha iyi hizmet verilmesinde, tüketicilerin ihtiyaçlarının karşılanmasında kısacası geleceğe proaktif olarak hazırlanmada aktif rol oynamaktadır.
Biyomimikri olarak bu bilim dalının anlamından çok, kullanılabilirliği önemlidir. Üç buçuk milyar yıldır doğada mükemmel bir şekilde devam eden düzeni taklit etmek için dahi yeterli teknolojiye sahip olmayışımız bizi sadece ipuçlarını kullanmaya yöneltmiştir. Sonuçta insanoğlu doğanın bir parçasıdır ve var oluşundan beri doğayı kullanmıştır. Telif hakkı ödemeden kopyalanacak bir sistem olan doğayı kullanabileceğimiz çok eski zamanlarda fark edilmiş ve 1400’lü yıllarda Leonardo Da Vinci bize bu yolu göstermiş ve kuş gibi kanatlarını çırparak uçabilen bir tasarım olan “Ornithopter” yapmıştır. Aynı mantıkla 2002 yılında yine kanat çırparak uçabilen kuş ölçülerinde bir robot prototipi üretilmiştir. Ancak hiçbiri doğada bulunan kuşlar kadar mükemmel olmamıştır olmayacaklardır da.

Piyasadaki hemen her üründe doğadan bir işaret görebiliriz. Dünyanın en hızlı treni yalıçapkını kuşundan esinlenilerek tasarlanmıştır. Gaga tasarımının kopyalanması sonucu hızlı trenin tünellerden çıkarken yarattığı ses patlamasının önüne geçilmiş ayrıca hızına yüzde on katkı sağlanmıştır. Yine savaş uçakları kuşlardan esinlenilerek tasarlanmış olup bunun sebebi ise aerodinamik dengenin sağlanmasında yaşanan sıkıntılardır. Karınca yuvalarının yanında alçak hava basıncı filtreleri bulunmakta ve hafif rüzgarları içeri alabilen bu sistem taklit edilerek tasarlanan binalarda kışın sıcak yazın serin evler geliştirilmiştir. Kendini temizleyen lotus bitkisinin kimyasal özellikleri kopyalanarak geliştirilen kendini temizleyen dış cephe boyasına, köpeklerin üzerine yapışan çengelli tohumlardan esinlenerek astronot kıyafetlerinde kullanılan cırt bantlar “velcro”ların geliştirilmesi, midyelerde bulunan yapıştırıcıdan esinlenerek sunta ve kontrplak gibi malzemeleri yapıştırılmasında kullanılan jel üretilmesi, bukalemun ve mürekkep balığı biyolojisinde bulunan pigmentler taklit edilerek renk değiştiren boyalar üretilmesi, yusufçuk böceğinden esinlenerek helikopter üretilmesi gibi doğadan esinlenilerek yapılan milyonlarca icat çıkarabiliriz karşınıza.
Su böceklerinin su yüzeyinde yürümesini kopyalayan robotlar, cam sünger olarak bilinen su altı canlısını örnek alarak kırılgan malzemelere sertliği bozmadan esneklik kazandırma çabaları, büyük yolcu uçaklarının kanatlarında türbülansın oluşturduğu titreşimi engellemek amacıyla bir çok çalışma yapılmış ve en son kartallar gibi kanadın ucunu kıvırarak türbülans etkisini minimuma indirmiş ve bu yöntem kartalları örnek alarak geliştirilmiştir. Doğadan alınan tüm bu özellikler tam anlamıyla yani doğadaki gibi fazlasıyla işlevsel çalışmasa da insanlık tarafından aynı işleve gerçekten çok fazla yaklaşılmıştır.
Biyomimikrinin her alanda hayatımıza girmiş olduğunu tüm bu örneklerle çok açık ve net bir biçimde göstermekteyiz. Bugüne kadarki en büyük biyomimikri örneği kuşkusuz klon koyun “Dolly” dir. 1996 yılında nükleer transfer teknolojisi kullanılarak klonlanan Dolly, 7 yıl yaşamıştır. Biyomimikri yalnızca fiziksel görünüm çalışma prensibi olarak değil yaşam dengesi ve döngüsü kapsamında da karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde küresel tehlike olarak kabul edilen iklim değişiklikleri, karbon salınımları, göçler, çevresel felaketler, azalan su kaynakları şüphesiz yaşamın kemiğine dokunuyor ve üretim pratiklerinin yeniden sorgulanmasını gerektiriyor. Bu açıdan bakıldığında dünyada üretilen enerjinin %40 ını harcayan yapı endüstrisinde kullanılan enerjinin azaltılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimin artması insan oğlunun doğaya ayak uydurması açısından oldukça önemlidir.
AKINROBOTICS; Türkiye’de biyomimikri bilim dalını en aktif kullanan şirketler arasında yer almakta ve ürettiği insansı robotlarda doğanın en mükemmel canlısı olan insanları taklit etmektedir.
Yani AKINROBOTICS aslında insanlık tarihi boyunca tam üç buçuk milyar yıldır süregelen AR-GE çalışmalarının sonuçları olan doğayı taklit etme becerisine dayanarak insan özelliklerini baz aldığı insansı robotlar üretmektedir. İnsanların taklit edilen özellikleri arasında en başta fiziksel özellikler gelmektedir. Standart bir insanın boyu, ağırlığı, eklem ölçüleri ve hareket kabiliyetinin neredeyse tamamını insansı robotlara kazandırmakta ve bu konuda mümkün olan maksimum hassasiyete çıkmayı amaçlamaktadır. Bunun yanında yine doğaya yani insana özgü olan öğrenebilme, görebilme, duyabilme, koklayabilme, insan tanıma, nesne tanıma, hissetme, konuşabilme, etkileşim gibi özellikler de eklenmiş olup her geçen gün insansı robotlarını geliştirmek adına çalışmalar yapmaya devam etmektedir.
AKINROBOTICS