Sosyal bilimler içerisinde güç konusu temel bir kavramdır. Örgütler açısından güç olmazsa, öncelikle organizasyonların kurulması da söz konusu olamaz. Bu anlamda güce ihtiyaç vardır. Kurulmuş olan bir örgütü devam ettirmek de güç gerektirir. Batı ülkelerinde güç olumlu bir kavramdır. Çünkü örgütü kuran kişi, güç sayesinde kurmuştur ve devamlılığını sağlamaktadır. Güce maruz kalan ülkelerdeki insanlar ise olumsuz algılar bu kavramı.

Bunun nedeni, tarihteki gücü kullanan kişilerden kaynaklanır. Bu konu ile ilgili çeşitli bilimsel araş- tırmalar yapılmıştır ve farklı bakış açı- ları ortaya konmuştur. Hayvan davranışları incelenmiştir öncelikle. Hayatı devam ettirmek için gücün çok önemli bir kaynak olduğu benimsenmiş ve olumlu olarak değerlendirilmiştir. Antropolojiye göre güç, çevrenin meydana getirdiği bir olaydır. Sosyolojik yapı ise katiyetle güce yer vermiyor.

Avcılık ve toplayıcılığın olduğu bir ortamda beraberce işler yapılıyor. O dönemde hiyerarşik yapı olarak bir gösteriş de yok. Tarım toplumu ile zaman içinde servet birikimi oluyor. İşte o zaman güç ortaya çıkıyor. Psikolojik açıdan baktığımızda dö- nem dönem yapılan bazı çalışmalara ve zıt görüşlere rastlarız. Örneğin; Alfred Adler’e göre insanlar doğuştan itibaren aşağılık duygusu ile doğar. Bundan kurtulmak için güce ihtiyaç duyarlar.

İnsan yaşadığı sürece bü- tün ortamlarda daima herkesten daha üstün olmak, güçlü, erekli görünmek arzusunu duyar. Freud’a göre ise insanlar temel endişelerden kurtulmak için dört yola başvururlar. Bunlar; etrafta sevilir olmak, itaat etmek, insanlardan uzaklaşmak ve güç sahibi olmak. Yani insan, iç güdülerinin ve isteklerinin bir oyuncağıdır. Adler ve Freud’un anlaşamamalarındaki en önemli sebep, Freud’un insan hayatında haz duygularının en önemli rolü oynadığını, Adler’in ise bu işin güç arzusu tarafından yapıldığını benimsemiş olmalarıdır. Peki, gelelim günümüzdeki güç kavramına. “Bir işletme içerisine girdiniz. Nasıl güçlü hale gelebilirsiniz ?” Küçük işletmelerde veya örgütlerde ba- şarma ihtiyacı önemlidir. Kişiler başarı odaklıdır, tüm işi kendi üzerine çekerler. Gücü kullandıklarında daha etkin olurlar. Organizasyon yapıları büyü dükçe, yöneticiler işleri birçok çalışana dağıtmak durumundadır.

Fakat tüm büyük organizasyonlarda işlerin büyük bir kısmının çalışanlara devredildiği söylenemez. Yöneticilerin işleri dağıtmak yerine, kendi başlarına yapmaya çalışması, organizasyonun üretkenliğine zarar verir. Buradaki sorun gücün yanlış kullanılmasıdır. Örgütün hedefleri değil, kişisel he-deflerini tamamlamak için güç isteyen insanlar genellikle buyrukla yöneten bireylerdir. Buna karşılık, özellikle kurumsallığını ve organizasyon yapılarını tam anlamıyla oluşturmuş büyük örgütlerde yer alan yöneticiler, görevlerini tek başına yerine getirmezler. Gücü, kurumun lehine kullanmak isterler. Örgütün başarısı ve ortak hedeflerin gerçekleşmesi için diğer bireyleri yönetmek zorundalardır. Bu durumda yönetici, insanları etkileyebilmelidir. Bir yöneticinin başarı ihtiyacından çok, güce ihtiyacı olduğunu görüyoruz. İnsanın doğasında başarma güdüsü vardır. Aslında hepimizin gizli olarak koştuğu şey güçtür.

Örneğin; büyük bir örgütte yer alan bir birey, bilginin toplandığı ve dağıtıldığı bir yerde ise, örgüt içinde güç sahibi olur. O bilgiyi istediği kişiye aktarır, istemediğine aktarmaz. Ya da örgütün satın alma departmanında çalışan birey, birinin ihtiyacını hızlı karşılarken, bazıları- nın ihtiyaçlarını erteleyebilir. İnformel de olsa, güç onun elinde. Örgüt içinde önemli ve gözde bir departmanın oldu- ğunu düşünelim. Fakat bir değişiklik veya reorganizasyon sonucu önemsiz bir departman haline geldi ve buradaki önem ve güç başka bir departmanın eline geçti. Otomatik olarak diğer departman güç sahibi oldu. Bunu gören çalışanlar o departmanda görev almak isterler hemen. Yani güç içinde bulunduğumuz durum ile de alakalıdır. Güç sahibi olmak için öncelikle kişiler arasında da güç sahibi olunmalı- dır. Her zaman yetkiler, yasalar yeterli değildir. Bazı durumlarda insanlar kadercidir, kaderi güç sahibi kişiye bağlıdır. Fakat bu zorlayıcı gücün olduğu bir ortamdır.

Örgütlerde ise ödüllendirme gücü esastır. Teşekkür, takdir, terfi… Bunlar bir kişiye güçlü olduğumuzu hissettirebileceğimiz yollardır. Bireysel tutumlar, başkalarına karşı duyarlı- lık, çatışmalara tahammül edebilmek, krizleri ortadan kaldırmak, ben’i bastı- rabilmek… Bunlar olmadan güçlü olunamaz. Güç kullanan kişileri tatmin eden örgütler etkindir. Çünkü gerçek yöneticilik ve gerçek örgütler, işler yolunda gittiğinde tatmin olurlar. Kişilerin enerjisinin toplandığı yeri bulmak, örgütün hedeflerine ulaşmak için bu enerjiyi kullanmak ve motivasyonu yok eden engelleri ortadan kaldırmak için gücün kullanılacağı çalış- ma ortamları dileriz herkese. AKINSOFT Bayi Departmanı