Sosyal medya hayatımıza zamanında, televizyonun girdiği gibi son derece etkili ve gümbür gümbür girdi. Yaşlı, genç, çocuk hiçbir ayrım gözetmeden kullanılan aktif bir platform haline geldi.Lakin sormamız gereken bir soru mevcut, sosyal medya aynı zamanda hayatımızdan neler götürüyor ve biz nereye gidiyoruz? Duygularımız, hobilerimiz, okuduklarımız…Sonsuzluğa giden noktaların birleştirdiği birçok eylemimizi çevremizdeki kişiler ile paylaşmak ihtiyaç halini aldı. Sosyal medya doğru kullanımda her birey veya şirket için çok yararlı olabilecek bir mecra olma özelliğine sahip. Teknolojinin getirdiği her yenilik gibi sosyal medyayı da bilinçli şekilde kullanmamız gerekiyor. Özellikle ailelerin gelişim çağındaki çocuklarını bilinçlendirmesi ve sosyal medya kullanımını yararlı hale getirmek için çaba harcaması gerekmekte. 2017 yılında yapılan digital araştırmalara göre şuan dünyanın yarısından fazlası en az 1 adet akıllı telefon kullanıyor. Türkiye’den alınan oranlarda ise şuan aktif olarak 42 milyon kişinin herhangi bir sosyal medya mecrasında üyeliği bulunuyor. 72 milyon kişi ise internete erişim sağlıyor. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) medya okur yazarlığı dersini müfredata eklemiş durumda, bilinçli bir medya yönetim becerisi kazanan bireyler internette bulunan zararlı içeriklerden nasıl uzak durulması gerektiğinin farkındalığına varıyor.

Sosyal medya tanıştığı her insanın siyasal,kültürel ve eğitsel dünyasına direkt olarak etki etmektedir.İnsanlar sosyal medya üzerinden örgütlenebiliyor, bilgi aktarımı yapabiliyor ve haberleşebiliyor.Bu da sosyal medyayı sadece bir eğlence mekanı olmaktan çıkarıyor ve önemini gözler önüne seriyor. Sosyal medya artık uluslar ve gruplar açısından gerçek ve güçlü bir silah niteliğinde. Tabi önemli olan konu ‘’ Acaba bu silahın amacına uygun kullanılarak hedefe varmaya yararlı mı olacağı yoksa bu güçlü silahın kontrolden çıkarak elde patlayıp bir jenerasyonu tehlikeye mi sokacağı’’dır. Giriş bölümümüzün başında belirttiğimiz üzere sosyal medya bir anda hayatımıza giriş yapmıştır. Ve bireyler, farkına varmadan bu sanal ağın ortasına düşmüşlerdir. Bu durumda kaçınılmaz bir problemi, yani ‘’kontrolsüz bir sosyal medya salgını’’ ortaya çıkarmıştır. İlk başta sadece gençlerin vakit geçirdiği ve gereksiz bir uğraş olarak görülürken, daha sonraları siyasal hareketlerin bu mecraları kullanarak örgütlenmesiyle ve büyük bir insan potansiyeline hitap etmesiyle öneminin farkına varılmıştır.

Web 2.0 kavramıyla hayatımıza giren Sosyal medya ile dinleyiciler-izleyiciler arasındaki bu ilişki oldukça çok boyutlu ve karmaşık niteliklidir. Haliyle, medyanın yapabileceği etkiler, bu etkilerin türleri, derece ve şiddetleri birçok faktör tarafından belirlenir. Konu bireyler boyutunda ele alındığında, izleyicilerin toplumsal öz geçmişleri, yaşı, cinsiyeti, mesleği, yaşam biçimi, hayatı algılayış şekli, zihinsel özellikleri ve zekası, kişiliği, dini inançları ve öteki bireysel karakteristikleri gibi bir çok etken işin içine girmektedir. Bireylerle ilgili olarak sayılan, bütün bu toplumsal ve psikolojik özellikler, medyanın bireyler üzerinde yaratacağı etkinin türünü, şeklini ve şiddetini belirlemede belirli ölçüde rol oynar. Hiç kuşkusuz bu konuda mesajların simgesel yapısı da gözden ırak tutulmamalıdır. Yine aynı şekilde, verilen mesajların kaynağı da, yaratılabilecek etkilerin niteliği ve şiddeti üzerinde belirleyici rol oynayan bir başka önemli etkendir. Öte yandan birçok araştırmacı, sosyal medyanın toplumu bilgilendirme aracı olduğunu ve geniş kitleleri etki altına alabilme aracı olduğunu savunmaktadır. Bazı araştırmacılar da bu tezin yanında medya unsurlarının toplumdaki bir çok gediği kapattığını ileri sürmektedir. Bu düşünce belli bir noktaya kadar doğrudur. Fakat asıl mesele şudur ki; Medya unsurları toplumdaki birçok gediği kapatırken bir yandan da yeni gedikler açmaktadırlar.
Toplumun sosyal medyadan aldıklarının yanı sıra beklentileri vardır. Bir medya unsuru, bireylere doğru bilgi aktardığı ya da sosyal ihtiyaçlara karşılık verebildiği sürece rağbet görmektedir. Bunun farkında olan sosyal medya kuruluşları sürekli bir yenilenme içindedirler. Bu kuruluşlar toplumdan karşılık ( yani istek ve şikayet ) alarak yenilenme, gözden geçirilme ve dönüşüm sürecinin içine girerler. Bireylerin sosyal medyadan beklentileri, mesafe sıkıntısını ortadan kaldırmak veya en doğru bilgi ve tezlere ulaşmak değildir. Bireyler daha çok sosyal çevrelerini genişletmek, eğlenmek ve vakit geçirmek amacıyla sosyal medyayı kullanmaktadırlar. Bu durum, yukarıda bahsettiğimiz konuya en açık örnektir.
Bireylerin çoğu kez gerçek hayattan ve ilişkilerden koparak sanal ortamda bir kimlik geliştirme ve sosyalleşme çabası, onları sosyalleşmekten uzaklaştırabildiği gibi kin, öfke ve nefret gibi duygularla kullanım pratiği geliştirilebilmelerine de olanak tanımaktadır. Sosyal medyanın sorunsallaştırılması gereken başka bir yönü ise, tüketim sürecini besleyerek yaşadığımız çağın ruhuna ve tanımlamasına uygun biçimde tüketim döngüsünü geliştirmesidir. Tüketimi sofistike biçimde dönüştüren sosyal medya, öznesi olan bireyin kendisini paylaşarak tüketmesini sağlamaktadır.
Özellikle çevresiyle yüz yüze ilişkilerde sıkıntı yaşayan bireyler sosyal medyaya daha düşkündürler. Sanal oyunların ve zaman kaybettirecek uygulamaların da bulunduğu sosyal mecralar, tabiri caizse sokak kültürünü öldürme noktasına gelmiştir. İnsanlar artık parkta veya çay bahçesinde muhabbet etmek yerine sosyal ağlarda bir fotoğraf, video vb. paylaşmayı yeğlemektedirler. Sosyal medya kulanım yaşı da oldukça düşüktür. Bu durum yüzünden de çocuklar artık sokak veya park oyunları yerine pc, konsol ve sanal oyunlara daha ilgili yaklaşmaktadırlar. Görüldüğü gibi sosyal medya, toplumun bir gediğini kapatırken bunun yerine birkaç gedik daha açmaktadır. İnsanlar teknolojiyi takip etmek olarak tanımladıkları sosyal medya bağımlılığının bedelini kültürlerini kaybetmekle ödemektedirler. Bu durumda yapılması gereken ise bilinçli şekilde teknolojiyi tüketmektir. Bilinçsiz tüketilen teknoloji yarar değil ne yazık ki zarar getirir. Yemek sofralarında, sınıflarda, oyun alanlarında, kitap okurken muhteşem teknolojik cihazlarımızı yanımızdan uzaklaştıralım. Ve göz göze iletişim kurarak sohbet etmeye, birbirimizi anlamaya, insana ait değerleri paylaşmaya gayret gösterelim. Eğer bunları uygulamazsak çok değil bundan 10 yıl sonra çocuklarımıza insan olduğumuzu hatırlatmak zorunda kalacağız. İnsan olduğumuzu hatırlatmamak için lütfen bunu unutmayalım.