AKŞEMSEDDİN

0
801

İSTANBUL’UN MANEVİ FATİHİ ve MİKROBİYOLOJİNİN BABASI AKŞEMSEDDİN

Asıl adı Şeyh Muhammed Şemseddin Bin Hamza olan Akşemseddin,daha çok İstanbul’un fethinde ki manevi katkıları ile tanınsa da, dünya tarihinde ilk kez mikroptan bahseden 15. yüzyılın en büyük sufilerinden biri ve çok yönlü Türk Bilim insanıdır.Kaynaklarda çoğunlukla 1389 senesinde Şam’da doğduğundan bahsedilir. Daha sonra 7 yaşında babası Şerafeddin-i Hamza Şâmî ile çağımızda Samsun’a bağlı olan Kavak’a yerleşmişlerdir. Hacı Bayram Veli’nin müridi ve Fatih Sultan Mehmet’in hocalarındandır. İstanbul’un manevi fatihi olarak da anılır .Saçının ve sakalının ak olması ve beyaz elbiseler giymesinden ötürü ‘Akşeyh’ ya da ‘Akşemseddin’ adlarıyla ünlü olmuştur.

Baba soyu Hz. Ebubekir’e dayanan Akşemseddin, ilk tahsilini babası Şeyh Hamza’dan almıştır.Zekası ve yeteneğiyle çevresini kendine hayran bırakmış, öyle ki 7 yaşında hafız olmuştur. Osmancık ve Amasya Medreseleri’nde eğitimini tamamlamış, genç yaşta müderrisliğe yükselmiştir. Üstün zekası ve çalışkanlığı ile kısa sürede matematik, astronomi, tıp, eczacılık alanlarında kendini kanıtlamış uzun seneler Osmanlı medreselerinde çalışarak yüzlerce öğrenci yetiştirmiştir.

Akşemseddin’in mikrop keşfi mikroskobun icadından yıllar öncedir. Batıda mikrop konusunu ilk kez gündeme getiren İtalyan bilim adamı Fracastoro ise Akşemseddin’den yaklaşık yüzyıl kadar sonra yaşamıştır.O mikrobu ‘’tohum’’ olarak tanımlamıştır. Türkçe yazdığı Maddet-ül Hayat’taki şu cümlesinden tıp tarihinde büyük bir keşfede imza attığını anlıyoruz:

‘’Bütün hastalıkların çeşitli tipleri, bitki ve hayvanlarda olduğu gibi tohumları ve asılları vardır.Hastalıklar insandan insana gözle görülmeyecek kadar ufak tohumlar aracılığı ile geçer.’’

Akşemseddin’in burada tohum olarak adlandırdığı hastalığa yol açan nesnenin mikroptan başka bir şey olmadığı açıktır.Tarihte mikroorganizmalardan bahseden ilk kişidir ve bu yüzden mikrobiyolojinin babası sayılmaktadır. İlmi konulardaki başarılarından sonra Akşemseddin tasavvuf yoluna girerek Hacı Bayram-ı Veli’nin emrine girmiştir.Tıp ile alakalı asıl ünü, Hacı Bayram Veli ile tanışmasından sonra başlamıştır.Hacı Bayram-ı Velî’nin ölümünden sonra, onun halifesi olmuştur.Edirne’ye yerleştikten sonra Edirne sarayında bulunan Osmanlı padişahı II. Murad, bu genç, âşk dolusu, her bilgide üstün, olgun sofîyi ziyaret eder ve oğlu şehzade Mehmet’in eğitim ve öğretimini üzerine almasını rica eder. Akşemseddin bu teklifi reddetmez. Şehzade Fatih, padişah olunca da yanından ayrılmaz, onun en yakın hocası ve danışmanı olarak görevini sürdürür. Fatih Sultan Mehmet’e her konuda yol gösteren Akşemseddin İstanbul’un fethinde de öğrencileriyle savaşa katılmış,Fatih umutsuzluğa kapılıp kuşatmayı kaldırmayı düşündüğünde bile orduya yol gösterip Ebu el-Ensari Halid bin Zeyd yani Eyüp Sultan Hazretleri’nin kabrini bularak hem Sultanın hem de ordunun moralini yükseltmiştir. Şehir fethedildiğinde sultanın yanında şehre giren Akşemseddin’e şehir halkı tarafından hünkar sanılarak çiçekler sunulur; ancak Akşemseddin kabul etmeyerek hünkarı gösterir. Fatih Sultan Mehmet ise “Çiçekleri ona verin, o benim hocamdır” “diyerek Akşemseddin’e hürmetini sunar. Böylece şehre ilk giren, Akşemseddin olur.

Şöhret, mevki ve mal gibi dünyevi ihtiraslardan nefsini korumak için her zaman uzak köşelerde yaşamayı tercih eden Akşemseddin, Fatih’in İstanbul’un fethinden sonraki tekliflerinden uzak durarak yine Göynük’te yaşamayı tercih etmiştir.

Yaşadığı dönemde ‘’Ruhların ve Bedenlerin Hekimi’’ olarak adlandırılan Akşemseddin 15 Aralık 1459 tarihinde Göynük’te vefat etmiştir.Akşemseddin’in, bugün İstanbul Feyzullah Efendi Kütüphanesinde bulunan Hayatın Maddesi ve Tıp adında, Türkçe, elyazması iki büyük cilt eseri vardır. Ayrıca Hall-i Müşkilât, ve Makâmât-ı Evliyâ gibi eserleri bilim dünyasınca tanınmaktadır.Herhalde onun en büyük eseri, Fatih Sultan Mehmet gibi büyük bir devlet adamını yetiştirmiş olmasıdır.