AKINSOFT Genel Merkez AKINSOFT 25 Mayıs 2012 (0) (4029)

DÜNYANIN EN ESKİ YERLEŞİM ALANI ÇATALHÖYÜK

Çatalhöyük… İsmini çok duyduğumuz fakat nerededir diye sorulduğunda çoğumuzun cevap veremediği yer…  Bu yazımızda size ilk yerleşim yeri Çatalhöyük’ü anlatıyoruz.

Konya’nın Çumra İlçesi sınırları içinde yer almaktadır. Höyük, farklı yükseklikte iki tepe şeklindedir. Bu iki yükselti nedeniyle çatal sıfatını almıştır. Çatalhöyük 1958 yılında J. Mellaart tarafından keşfedilmiş, 1961, 1963 ve 1965 yıllarında kazısı yapılmıştır. Yüksek tepenin batı yamacında yapılan araştırmalar neticesinde, 13 yapı katı ortaya çıkarılmıştır. En erken yerleşim katı M.Ö. 5500’lü yıllara aittir. İlk yerleşme, ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntuları ile insanlık tarihine ışık tutan bir merkez niteliğindedir.
Çatalhöyük’teki yerleşimin, yani şehirciliğin en iyi bilinen dönemi 7. ve 11. katlardadır. Dörtgen duvarlı evlerin duvarları birbirine bitişiktir. Ortak duvar yoktur, her evin kendi müstakil duvarı vardır. Evler ayrı ayrı planlanmış ve ihtiyaç duyulunca yanına başka bir ev yapılmıştır. Evlerin bitişik olması nedeniyle şehirde sokaklar mevcut değildir. Ulaşımı düz damlar üzerinden sağlamaktadırlar.
Bina yapımında kerpiç, ağaç ve kamış kullanılmıştır. Evlerin temel derinlikleri azdır. Duvarlar arasındaki ağaç dikmeler ve üzerine gelen kirişler düz tavanı taşımaktadır. Tavan üst örtüsü kamış üzerine sıkıştırılmış kil topraktır. Evler tek katlı olup, eve giriş damda açılan bir delikten merdivenle yapılmaktadır. Her ev bir oda ve bir depodan oluşur. Odaların içinde dörtgen ocaklar, duvarların ön kısımlarında taban döşemesinden yüksekliği 10-30 cm. arasında değişen sekiler ve duvar içinde dörtgen nişler bulunmaktadır. Duvarlar sıvalıdır, sıva üzeri beyaza boyandıktan sonra sarı, kırmızı ve siyah tonlarda resimler yapılmıştır. Kutsal odalar diğer odalara nazaran daha büyüktür. Bu evlerin içindeki duvar resimleri yanında ise orijinal boğa başı, koç başı ve geyik başlarının sıkıştırılmış kil ile konserve edilmiş trofeleri duvarlara uygulanmıştır. Bunların yanında kabartma şeklinde insan ve hayvan figürleri de görülmektedir. Bu resimler paleolitik insanın mağara duvarlarına yaptığı resimlerin bir gelenek olarak devamıdır. İnanç olarak avın bereketi için yapılan resimlerdir. İlerleyen dönemlerde duvar resimlerinde ev sahnelerinin azaldığı ve kuş motifleri ile geometrik desenlerin ortaya çıktığı görülür.
Duvarlara resmedilmiş olan akbabalar tarafından parçalanan başsız insan figürlerinin ölü gömme adetleri ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Akbabalar tarafından et kısmı yenerek temizlenen kemikler toparlanarak hasırlardan yapılmış bir örtüye sarılır ve ev içindeki şekillerin altına gömülür. Şekiller altında yapılan araştırmalarda çok sayıda iskelet ortaya çıkarılmıştır. Ölü hediyesi olarak kemikten yapılmış aletler, renkli taşlar, kesici aletlerden taştan baltalar, deniz kabuğundan yapılmış boncuklar konmuştur. Çatalhöyük kazısında ele geçen heykelcikler ana tanrıça kültürünün (tapınma) başlangıcı ve zamanın inançları hakkında özgün bilgiler vermektedir. Pişmiş toprak ve taştan yapılmış bu heykelcikler 5 ila 15 cm. arasında değişen büyüklüktedir. Şişman, iri göğüslü, büyük kalçalı ve zaman zaman doğum yapar vaziyette tasvir edilmişlerdir. Bu özelliklerinin nedeni bolluk ve bereketi temsil etmeleridir. Çatalhöyük’te bulunan alet ve malzemelerin hemen hepsi taş, pişmiş toprak, baltalar, sığ tabaklar, yüksek kabartma bereket tanrıçası motifleri ile süs eşyası olarak kullanılan bilezik ve kolyelerdir. Pişmiş topraktan iri taneli hamura sahip, çarksız siyah ve kiremit renkli kaplar ve çanaklar bulunmuştur. Ayrıca ana tanrıça ve mukaddes hayvan figürü de pişmiş topraktan yapılmıştır. Kemikten yapılmış kesici ve delici aletler ile obsidyenden (volkanik cam) yapılmış mızrak ve ok uçları Çatalhöyük’te kullanılan en önemli malzemelerdir.
İngiliz bilim adamı Prof. Dr. Ian Hodder, yaklaşık 100 kişilik ekiple 18 yıldır Çatalhöyük’te sürdürdüğü kazı çalışmaları sonucunda, 9 bin yıl önce yaşamış insana ait ayrıntılara ulaşmıştır. 9 bin yıl önce burada yaşayan, tarım faaliyetlerine yeni başlayan insanların 1,70 metreden kısa olduklarını ancak, günümüz insanına göre çok daha güçlü olduklarını savunan Hodder’ın izlenimleri şöyle:
‘Burada çok sayıda mezar ve iskelet buluyoruz. Sadece bir evin tabanına gömülmüş   8-10’a yakın iskelete rastlıyoruz. Burada bulduğumuz kemikleri ve bu insanların tuvalet olarak kullandıkları yerlerdeki 9 bin yıllık dışkıları çok detaylı inceliyoruz. Böylece ne yiyip ne içtikleri, vücut ve kas yapıları hakkında detaylı bilgilere ulaşabiliyoruz. Çatalhöyük insanının vücudunda yağ sorunu yoktur. Çünkü yoğun şekilde et, balık, elma gibi çeşitli meyvelerle besleniyorlar. Ayrıca, günlük yaşamlarında oldukça hareketlidirler. Buğday yetiştirmeye başlamışlardı. Ancak, karbonhidrat tüketimleri yok denecek kadar azdı. Ayrıca, böğürtlen gibi çalı türü bitkilerin meyvelerini yiyorlardı. Evlerine çatıdaki delikten girip çıkıyorlardı. Isınmak ve yemek pişirmek için evin içinde bulunan ocaktan çıkan duman, tıpkı sigara içme etkisi yapıyor, onların sağlıklarını olumsuz yönde etkiliyordu. Bu nedenle pek çok insan 40 yaşına kadar ancak yaşayabiliyordu.
Tifo ve dizanteri gibi hastalıklarla baş edemiyorlardı. Ölüm nedenleri de buydu. O dönemin bu denli zor şartlarına rağmen, 70-75 yaşına kadar ulaşan kişileri tespit ettik. Oysa bugün özellikle gelişmiş ülkelerde insanların çoğu şişmanlık sorunu yaşıyor. Belki de 9 bin yıl öncesinde bu sorunu yaşamayan insanların yediklerini daha yakından incelememiz gerekiyor.
Bulduğumuz iskeletlerin dişlerinde de önemli bir diş sağlığı sorunuyla karşılaşmadık. Çenelerin çoğunda dişlerin varlığını devam ettirdiğini gördük. Bu durum insanların o dönemde natürel olarak beslenmelerinden kaynaklanıyordu.’’ Hodder, 9 bin yıl önce Konya bölgesinde bataklıklar ve vahşi yaşam nedeniyle hayatın onlara daha acımasız davrandığını belirterek, ‘’Özellikle çocukların yaşamı çok zordu. Bir kişi, o şartlar altında çocukluk evresini ve ileri dönemlerde tifo, dizanteri gibi ölümcül hastalıkları atlattığında uzun süre yaşayabiliyordu. Bulduğumuz iskeletlerin ölüm yaşı genellikle çocukluk dönemlerinde yoğunlaşıyor’’ dedi.
Çatalhöyük Hakkında Bilinmeyenler…
Çatalhöyük Haritası nerede bulunmuştur?
Çatalhöyük, Orta Anadolu’da Konya il merkezinin güney doğusunda yer alan Çumra ilçesinin 12 km kuzeyindeki Küçükköyün’ün hemen yakınında, iki höyük üzerine kurulmuş olan Cilalı Taş Devri yerleşim yerinin adıdır.
1963 yılında yapılan kazılar sırasında aralarında Çatalhöyük haritasının da yer aldığı birçok önemli ve özgün eser ortaya çıkarılmıştır.
New York’ta bulunan Dünya Anıtlar Vakfı, Çatalhöyük’ü dünyanın koruması gereken 30 tarihsel miras arasına almıştır.
Çatalhöyük Haritası şimdi nerededir?
Haritanın ana parçası Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Konya’nın Çumra İlçesi sınırları içinde yer almaktadır. Höyük, farklı yükseklikte iki tepe şeklindedir. Bu iki yükselti nedeniyle çatal sıfatını almıştır. Çatalhöyük 1958 yılında J. Mellaart tarafından keşfedilmiş, 1961, 1963 ve 1965 yıllarında kazısı yapılmıştır. Yüksek tepenin batı yamacında yapılan araştırmalar neticesinde, 13 yapı katı ortaya çıkarılmıştır. En erken yerleşim katı M.Ö. 5500’lü yıllara aittir. İlk yerleşme, ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntuları ile insanlık tarihine ışık tutan bir merkez niteliğindedir.

Çatalhöyük’teki yerleşimin, yani şehirciliğin en iyi bilinen dönemi 7. ve 11. katlardadır. Dörtgen duvarlı evlerin duvarları birbirine bitişiktir. Ortak duvar yoktur, her evin kendi müstakil duvarı vardır. Evler ayrı ayrı planlanmış ve ihtiyaç duyulunca yanına başka bir ev yapılmıştır. Evlerin bitişik olması nedeniyle şehirde sokaklar mevcut değildir. Ulaşımı düz damlar üzerinden sağlamaktadırlar.

Bina yapımında kerpiç, ağaç ve kamış kullanılmıştır. Evlerin temel derinlikleri azdır. Duvarlar arasındaki ağaç dikmeler ve üzerine gelen kirişler düz tavanı taşımaktadır. Tavan üst örtüsü kamış üzerine sıkıştırılmış kil topraktır. Evler tek katlı olup, eve giriş damda açılan bir delikten merdivenle yapılmaktadır. Her ev bir oda ve bir depodan oluşur. Odaların içinde dörtgen ocaklar, duvarların ön kısımlarında taban döşemesinden yüksekliği 10-30 cm. arasında değişen sekiler ve duvar içinde dörtgen nişler bulunmaktadır. Duvarlar sıvalıdır, sıva üzeri beyaza boyandıktan sonra sarı, kırmızı ve siyah tonlarda resimler yapılmıştır. Kutsal odalar diğer odalara nazaran daha büyüktür. Bu evlerin içindeki duvar resimleri yanında ise orijinal boğa başı, koç başı ve geyik başlarının sıkıştırılmış kil ile konserve edilmiş trofeleri duvarlara uygulanmıştır. Bunların yanında kabartma şeklinde insan ve hayvan figürleri de görülmektedir. Bu resimler paleolitik insanın mağara duvarlarına yaptığı resimlerin bir gelenek olarak devamıdır. İnanç olarak avın bereketi için yapılan resimlerdir. İlerleyen dönemlerde duvar resimlerinde ev sahnelerinin azaldığı ve kuş motifleri ile geometrik desenlerin ortaya çıktığı görülür.

Duvarlara resmedilmiş olan akbabalar tarafından parçalanan başsız insan figürlerinin ölü gömme adetleri ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Akbabalar tarafından et kısmı yenerek temizlenen kemikler toparlanarak hasırlardan yapılmış bir örtüye sarılır ve ev içindeki şekillerin altına gömülür. Şekiller altında yapılan araştırmalarda çok sayıda iskelet ortaya çıkarılmıştır. Ölü hediyesi olarak kemikten yapılmış aletler, renkli taşlar, kesici aletlerden taştan baltalar, deniz kabuğundan yapılmış boncuklar konmuştur. Çatalhöyük kazısında ele geçen heykelcikler ana tanrıça kültürünün (tapınma) başlangıcı ve zamanın inançları hakkında özgün bilgiler vermektedir. Pişmiş toprak ve taştan yapılmış bu heykelcikler 5 ila 15 cm. arasında değişen büyüklüktedir. Şişman, iri göğüslü, büyük kalçalı ve zaman zaman doğum yapar vaziyette tasvir edilmişlerdir. Bu özelliklerinin nedeni bolluk ve bereketi temsil etmeleridir. Çatalhöyük’te bulunan alet ve malzemelerin hemen hepsi taş, pişmiş toprak, baltalar, sığ tabaklar, yüksek kabartma bereket tanrıçası motifleri ile süs eşyası olarak kullanılan bilezik ve kolyelerdir. Pişmiş topraktan iri taneli hamura sahip, çarksız siyah ve kiremit renkli kaplar ve çanaklar bulunmuştur. Ayrıca ana tanrıça ve mukaddes hayvan figürü de pişmiş topraktan yapılmıştır. Kemikten yapılmış kesici ve delici aletler ile obsidyenden (volkanik cam) yapılmış mızrak ve ok uçları Çatalhöyük’te kullanılan en önemli malzemelerdir.

catal1İngiliz bilim adamı Prof. Dr. Ian Hodder, yaklaşık 100 kişilik ekiple 18 yıldır Çatalhöyük’te sürdürdüğü kazı çalışmaları sonucunda, 9 bin yıl önce yaşamış insana ait ayrıntılara ulaşmıştır. 9 bin yıl önce burada yaşayan, tarım faaliyetlerine yeni başlayan insanların 1,70 metreden kısa olduklarını ancak, günümüz insanına göre çok daha güçlü olduklarını savunan Hodder’ın izlenimleri şöyle:

‘Burada çok sayıda mezar ve iskelet buluyoruz. Sadece bir evin tabanına gömülmüş   8-10’a yakın iskelete rastlıyoruz. Burada bulduğumuz kemikleri ve bu insanların tuvalet olarak kullandıkları yerlerdeki 9 bin yıllık dışkıları çok detaylı inceliyoruz. Böylece ne yiyip ne içtikleri, vücut ve kas yapıları hakkında detaylı bilgilere ulaşabiliyoruz. Çatalhöyük insanının vücudunda yağ sorunu yoktur. Çünkü yoğun şekilde et, balık, elma gibi çeşitli meyvelerle besleniyorlar. Ayrıca, günlük yaşamlarında oldukça hareketlidirler. Buğday yetiştirmeye başlamışlardı. Ancak, karbonhidrat tüketimleri yok denecek kadar azdı. Ayrıca, böğürtlen gibi çalı türü bitkilerin meyvelerini yiyorlardı. Evlerine çatıdaki delikten girip çıkıyorlardı. Isınmak ve yemek pişirmek için evin içinde bulunan ocaktan çıkan duman, tıpkı sigara içme etkisi yapıyor, onların sağlıklarını olumsuz yönde etkiliyordu. Bu nedenle pek çok insan 40 yaşına kadar ancak yaşayabiliyordu.

catal3Tifo ve dizanteri gibi hastalıklarla baş edemiyorlardı. Ölüm nedenleri de buydu. O dönemin bu denli zor şartlarına rağmen, 70-75 yaşına kadar ulaşan kişileri tespit ettik. Oysa bugün özellikle gelişmiş ülkelerde insanların çoğu şişmanlık sorunu yaşıyor. Belki de 9 bin yıl öncesinde bu sorunu yaşamayan insanların yediklerini daha yakından incelememiz gerekiyor.

Bulduğumuz iskeletlerin dişlerinde de önemli bir diş sağlığı sorunuyla karşılaşmadık. Çenelerin çoğunda dişlerin varlığını devam ettirdiğini gördük. Bu durum insanların o dönemde natürel olarak beslenmelerinden kaynaklanıyordu.’’ Hodder, 9 bin yıl önce Konya bölgesinde bataklıklar ve vahşi yaşam nedeniyle hayatın onlara daha acımasız davrandığını belirterek, ‘’Özellikle çocukların yaşamı çok zordu. Bir kişi, o şartlar altında çocukluk evresini ve ileri dönemlerde tifo, dizanteri gibi ölümcül hastalıkları atlattığında uzun süre yaşayabiliyordu. Bulduğumuz iskeletlerin ölüm yaşı genellikle çocukluk dönemlerinde yoğunlaşıyor’’ dedi.

Çatalhöyük Hakkında Bilinmeyenler…

Çatalhöyük Haritası nerede bulunmuştur?

Çatalhöyük, Orta Anadolu’da Konya il merkezinin güney doğusunda yer alan Çumra ilçesinin 12 km kuzeyindeki Küçükköyün’ün hemen yakınında, iki höyük üzerine kurulmuş olan Cilalı Taş Devri yerleşim yerinin adıdır.

1963 yılında yapılan kazılar sırasında aralarında Çatalhöyük haritasının da yer aldığı birçok önemli ve özgün eser ortaya çıkarılmıştır.

New York’ta bulunan Dünya Anıtlar Vakfı, Çatalhöyük’ü dünyanın koruması gereken 30 tarihsel miras arasına almıştır.

Çatalhöyük Haritası şimdi nerededir?

Haritanın ana parçası Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Esra TOPÇU

AKINSOFT Halkla İlişkiler Uzmanı

Benzer Yazılar