AKINSOFT Genel Merkez AKINSOFT 25 Mayıs 2012 (0) (1856)

SOSYAL AĞLAR VE MARKALAŞMA

İnternet kullanıcıları artık sadece gençler değil. Ülkemizde 26 milyona yaklaşan kullanıcı sayısıyla kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk… Kısacası herkes artık internet kullanıyor. Artık hayatımızda “Sosyal Medya” var. Facebook, twitter, google plus vs. kullanılıyor. Teknolojinin hızlı gelişimiyle beraber Iphone’lar, Ipad’ler bizim sosyal hayatımızı düzenliyor. Öyle ki artık arkadaş seçimlerimiz bile internet üzerinden oluyor. Gündemi sosyal medya kuruyor. İstediği haberi, istediği ideoloji, istediği kuruluşu övüyor ama çıkarlarına ters düşen durumlarda ise yerden yere vuruyor. Dünyayı küçültüyor. Mcluhan’ın da dediği gibi dünyayı ‘’global bir köye’’ dönüştürüyor.
Sosyal ağların daha doğrusu internetin yeni yeni yayılmaya başladığı dönemlerde arkadaşlık siteleri, oyun siteleri, enformasyon kaynakları yoğun olarak kullanılıyordu. Bugüne baktığımızda ise; teknolojinin hızlı ilerlemesi ve reklamların artık bir yaşam biçimi haline gelmesiyle bireyler, küçük büyük işletmeler, dev konglomeralar sosyal ağların nimetlerinden büyük ölçüde yararlanmaya başladı.Gündem oluşturdular, kendi sitelerini, bloglarını yarattılar, müşterilerinin ve müşteri adaylarının taleplerini hızlı ve trendlere uygun şekilde bir tıkla öğrendiler. Kısacası, kuruluşlar için sosyal ağlar yeni keşfedilen bir kıta gibiydi.
Halkla ilişkilerin temelini, şirket kurumsallaşmasını sosyal medya cömertçe sağlıyor. Kurumlar için elbette hem avantaj hem dezavantajları var. Bir kurum bugün  kendini ancak sosyal mecralarda tanıtabilir. Daha fazla kitleye kendini tanıtabilir, reklamını en üst düzeyde yapabilir. Açtığımız her internet sayfasının kenarında bir reklama rastlıyorsunuz değil mi? İşte bu sosyal mecranın gücünü ve bu gücü sizin de kullanmanız gerektiğinin göstergesi. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta var ki, ürün ve hizmetlerinde sorun yaşayan, müşterilerini memnun edemeyen şirketler için sosyal medya bir tehlike haline gelmeye başlıyor. Şikayetler forum sitelerinden, bloglardan acımasızca yapılıyor. Facebook ve Twitter gibi milyonlarca kullanıcısı olan sitelerden konu hakkında şikâyetler yağıyor ve bu geniş kitlelere ulaşıyor.
Gelelim kurumların nasıl markalaştığına…    Markalaşma bir kültürdür. Evet bu lafı son yıllarda bu ve benzeri şekillerde birçok yerde duyduk. Marka dediğimiz kavramın sadece bir ürün logosu ya da bir kutunun üzerindeki amblemden ibaret olmadığını artık çoğu insan biliyor. Markayı yaratan fikir ve uygulamaların, bir firmanın kişiliğini, gelecek projelerini, sektördeki konumunu tümden belirleyecek bir önemde olması, markalaşma anlayışını daha da ön plana çıkaracağı artık kesinleşmiş durumda. Yurtiçinde ya da yurtdışında marka olabilmiş, ürününü tanınmış ve güvenilir bir marka haline getirmiş irili ufaklı tüm firmalar, kendilerinden kat kat fazla üretim hacmi ve istihdamı olan ama markalaşamamış firmalardan çok daha yüksek kar marjları elde edip, sadece markaları üzerinden büyük bir artı değer yaratmış olmaktadırlar. Peki neden?
Müşterilerine ürün ve hizmetlerini sunmaya çalışan işletmelerin yapmaya çalıştığı kurumsal olarak markalarını ön plana çıkarmak ve rakiplerinin önüne geçebilmenin yollarını aramaktır. Bunu yaparken birtakım altın kuralları dikkate almak gerekmektedir. Markanın hedef müşteri kitlesine hitap eden, cazip ve uygun bir farklılığı olduğundan emin olmak çok önemlidir. Üretici; malını satmak istediği tüketiciyi, onun gereksinimlerini ve isteklerini anlamalı, markanın bunları karşıladığından şüphe duymamalıdır. Kurumlar markalarının değerini analiz edebilmeli, ne olursa olsun markalarına yatırım yapmalıdırlar. Sürekli olarak markanın çekiciliğini arttırma yöntemleri aranmalı, rakiplerinin çalışmaları incelenmeli, fakat özgün stratejiler ve hedefler de belirlenmelidir. Markanın çok açık belirlenmiş tüketici vaadi, konumlandırma ve değerlerinin olduğundan emin olunmalı ve marka ile ilgili çalışan herkesin (reklam ajansları, kurum içi çalışanlar, vs.) bunu anlaması sağlanmalıdır. İşletmeler marka yelpazelerini düzenli olarak incelemeli ve işlevini yitirdiğini gördüklerini çekinmeden kesip atmalıdırlar. Tüm bunları yaparken markalarını kanunların müsaade ettiği tescil, patent vb. araçları kullanarak korumayı asla ihmal etmemelidirler.
Devleşmiş şirketlerden Burger King’ in sosyla ağlardan biri olan facebook reklamını inceleyelim. “Whopper Sacrifice” adıyla Facebook üzerinden yayınlanmaya başlayan kampanya, çok ses getirmişti. Kampanyadaki temel fikir, ilginç ve bir o kadar da dikkat çekiciydi: Facebook kullanıcıları listelerindeki 10 arkadaşını silerek, bedava ‘Whopper’ kazanacaklardı. Bu durum bir bakıma Facebook kullanıcılarını da rahat ettirecek bir yöntemdi aslında. Yıllardır görüşmediği hatta hiçbir ortak noktası olmadığı arkadaşlarını silmekten çekinen kullanıcılar bu durumu fırsat bilerek, listelerindeki 10 kişiyi Burger King’in herkesçe bilinen Whopper barbeküsüne atarak, sildiler. Uygulama sonucunda 20.000 arkadaş bedava Whopper için silinmiş olurken, Burger King’in de ne kadar başarılı bir sosyal medya uygulaması geliştirdiği ortaya çıkmış oldu. Binlerce ücretsiz Whopper dağıtan Burger King, aynı zamanda da binlerce kullanıcıya ulaşarak markasının bilinirliğini arttırmış oldu. Doğru zamanda doğru kitleye ulaştığı için oldukça başarılı bir reklam yaratmış oldular. Kurumun PR’sinin yani kendisi için geliştirdiği tanımın kamuoyu tarafından aynı biçimde algılanmasını sağlayacak faaliyetlerin çok iyi hazırlanması gerekiyor. Bu örnekte ne kadar iyi hazırlandığını gördüğümüz gibi.
Geçtiğimiz aylarda ülkemize gelen sosyal medya uzmanı Charlene Li, şirketlerin kendilerini sosyal medya üzerinden nasıl ifade etmeleri gerektiğini anlatmıştı. “Şirketler sosyal medyadaki tartışmaların içinde olmak ve onlara yön verebilmek istiyorsa, dürüst ve olabildiğince şeffaf olmaları gerekiyor. Sosyal medya bize işlerimizi nasıl daha iyiye götürebileceğimiz konusunda yön verebilecek çok önemli bir kanal. Ama yöntem çok daha önemli, mesaj verip durmak yerine diyaloga girin, şirket gibi değil insan gibi iletişim kurun ve sürekliliğe önem verin. Müşterilerinizi dinleyin ve onların fikirlerini inovasyona çevirerek, kendinizi daha iyiye götürün. Tartışmalar yaşandığında bırakın müşterileriniz sizi savunsun. Çünkü en iyi ‘pazarlama’ müşterilerinizin yaptığıdır.” diyerek, şirketlerin işleri daha iyiye götürebilmesi için ipuçları vermişti. Zaten sosyal medya üzerindeki sosyal ağların en güzel tarafı da bu değil miydi? Karşılıklı iletişim. Kısaca diyalog diye adlandırdığımız bu iletişim şekli; markaların, müşterileriyle daha hızlı ve sağlam ilişkiler kurmasını sağlıyor. Sosyal ağlar üzerinden iletişim kurarken, “şirket gibi değil, birey gibi davranın” diyen Charlene Li, bu durumun daha samimi ve daha sıcak olacağına dikkat çekmek istiyor. Monolog bir iletişim tarzı benimseyerek, insanlara tek taraflı olarak ulaşmak yerine, onlarla diyaloga girmelisiniz. Eğer markanızı daha fazla mevcut ve potansiyel müşteriyle buluşturmak istiyorsanız, bunu sürekli firmanızdan bahsederek değil, kullanıcılarla karşılıklı konuşmalar yaratarak sürdürmeniz gereklidir. İnsanları ikna edebilmenin en önemli şartı, inandırıcı olmaktır. Markanızın sürekliliği ve satışlarınızdaki artışın en önemli kaynağı da inandırıcılıktır. Eğer insanlar size inanırsa, beraberinde gelecek birçok insan da size inanır. Sizin kendinizi savunmaya, kendinizi anlatmaya bir süre sonra ihtiyacınız kalmayacak. Hikâyenizi müşterileriniz anlatacak.
Markalaşmak isteyen ya da markasının bilinirliliğini arttırmak isteyen tüm firmaların önce doğru stratejiyi belirlemesi daha sonra da bu stratejiyi uygulayacak doğru zamanı bulması gerekmektedir. Çok avantajlı görülen sosyal ağ tanıtımları doğru yapılmazsa, markaların yok olma sürecine girmesine bile neden olabilir. Bu durumları göz önüne alarak firmanızın markalaşma sürecini lehinize ya da aleyhinize çevirmek sizin elinizde. Firma ciddiyetinden sıyrılıp, birey gibi davranabilmeyi başarırsanız, tüm müşterilerinizle daha sağlıklı ve sürekli iletişimler kurabilirsiniz. İletişimin sürekli oluşu, markanızın kalıcı olmasına, istediğiniz satış hedefine ulaşmaya neden olacaktır.  İşte karşınızda dünyanın en büyük gücü olan, internet teknolojisi duruyor. Bu teknolojiyi en akıllı şekilde kullanıp, fırsatlara çevirmek sizin elinizde.

İnternet kullanıcıları artık sadece gençler değil. Ülkemizde 26 milyona yaklaşan kullanıcı sayısıyla kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk… Kısacası herkes artık internet kullanıyor. Artık hayatımızda “Sosyal Medya” var. Facebook, twitter, google plus vs. kullanılıyor. Teknolojinin hızlı gelişimiyle beraber Iphone’lar, Ipad’ler bizim sosyal hayatımızı düzenliyor. Öyle ki artık arkadaş seçimlerimiz bile internet üzerinden oluyor. Gündemi sosyal medya kuruyor. İstediği haberi, istediği ideoloji, istediği kuruluşu övüyor ama çıkarlarına ters düşen durumlarda ise yerden yere vuruyor. Dünyayı küçültüyor. Mcluhan’ın da dediği gibi dünyayı ‘’global bir köye’’ dönüştürüyor.

Sosyal ağların daha doğrusu internetin yeni yeni yayılmaya başladığı dönemlerde arkadaşlık siteleri, oyun siteleri, enformasyon kaynakları yoğun olarak kullanılıyordu. Bugüne baktığımızda ise; teknolojinin hızlı ilerlemesi ve reklamların artık bir yaşam biçimi haline gelmesiyle bireyler, küçük büyük işletmeler, dev konglomeralar sosyal ağların nimetlerinden büyük ölçüde yararlanmaya başladı.Gündem oluşturdular, kendi sitelerini, bloglarını yarattılar, müşterilerinin ve müşteri adaylarının taleplerini hızlı ve trendlere uygun şekilde bir tıkla öğrendiler. Kısacası, kuruluşlar için sosyal ağlar yeni keşfedilen bir kıta gibiydi.

Halkla ilişkilerin temelini, şirket kurumsallaşmasını sosyal medya cömertçe sağlıyor. Kurumlar için elbette hem avantaj hem dezavantajları var. Bir kurum bugün  kendini ancak sosyal mecralarda tanıtabilir. Daha fazla kitleye kendini tanıtabilir, reklamını en üst düzeyde yapabilir. Açtığımız her internet sayfasının kenarında bir reklama rastlıyorsunuz değil mi? İşte bu sosyal mecranın gücünü ve bu gücü sizin de kullanmanız gerektiğinin göstergesi. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta var ki, ürün ve hizmetlerinde sorun yaşayan, müşterilerini memnun edemeyen şirketler için sosyal medya bir tehlike haline gelmeye başlıyor. Şikayetler forum sitelerinden, bloglardan acımasızca yapılıyor. Facebook ve Twitter gibi milyonlarca kullanıcısı olan sitelerden konu hakkında şikâyetler yağıyor ve bu geniş kitlelere ulaşıyor.

shutterstock_65464279-copyGelelim kurumların nasıl markalaştığına…    Markalaşma bir kültürdür. Evet bu lafı son yıllarda bu ve benzeri şekillerde birçok yerde duyduk. Marka dediğimiz kavramın sadece bir ürün logosu ya da bir kutunun üzerindeki amblemden ibaret olmadığını artık çoğu insan biliyor. Markayı yaratan fikir ve uygulamaların, bir firmanın kişiliğini, gelecek projelerini, sektördeki konumunu tümden belirleyecek bir önemde olması, markalaşma anlayışını daha da ön plana çıkaracağı artık kesinleşmiş durumda. Yurtiçinde ya da yurtdışında marka olabilmiş, ürününü tanınmış ve güvenilir bir marka haline getirmiş irili ufaklı tüm firmalar, kendilerinden kat kat fazla üretim hacmi ve istihdamı olan ama markalaşamamış firmalardan çok daha yüksek kar marjları elde edip, sadece markaları üzerinden büyük bir artı değer yaratmış olmaktadırlar. Peki neden?

Müşterilerine ürün ve hizmetlerini sunmaya çalışan işletmelerin yapmaya çalıştığı kurumsal olarak markalarını ön plana çıkarmak ve rakiplerinin önüne geçebilmenin yollarını aramaktır. Bunu yaparken birtakım altın kuralları dikkate almak gerekmektedir. Markanın hedef müşteri kitlesine hitap eden, cazip ve uygun bir farklılığı olduğundan emin olmak çok önemlidir. Üretici; malını satmak istediği tüketiciyi, onun gereksinimlerini ve isteklerini anlamalı, markanın bunları karşıladığından şüphe duymamalıdır. Kurumlar markalarının değerini analiz edebilmeli, ne olursa olsun markalarına yatırım yapmalıdırlar. Sürekli olarak markanın çekiciliğini arttırma yöntemleri aranmalı, rakiplerinin çalışmaları incelenmeli, fakat özgün stratejiler ve hedefler de belirlenmelidir. Markanın çok açık belirlenmiş tüketici vaadi, konumlandırma ve değerlerinin olduğundan emin olunmalı ve marka ile ilgili çalışan herkesin (reklam ajansları, kurum içi çalışanlar, vs.) bunu anlaması sağlanmalıdır. İşletmeler marka yelpazelerini düzenli olarak incelemeli ve işlevini yitirdiğini gördüklerini çekinmeden kesip atmalıdırlar. Tüm bunları yaparken markalarını kanunların müsaade ettiği tescil, patent vb. araçları kullanarak korumayı asla ihmal etmemelidirler.

Devleşmiş şirketlerden Burger King’ in sosyla ağlardan biri olan facebook reklamını inceleyelim. “Whopper Sacrifice” adıyla Facebook üzerinden yayınlanmaya başlayan kampanya, çok ses getirmişti. Kampanyadaki temel fikir, ilginç ve bir o kadar da dikkat çekiciydi: Facebook kullanıcıları listelerindeki 10 arkadaşını silerek, bedava ‘Whopper’ kazanacaklardı. Bu durum bir bakıma Facebook kullanıcılarını da rahat ettirecek bir yöntemdi aslında. Yıllardır görüşmediği hatta hiçbir ortak noktası olmadığı arkadaşlarını silmekten çekinen kullanıcılar bu durumu fırsat bilerek, listelerindeki 10 kişiyi Burger King’in herkesçe bilinen Whopper barbeküsüne atarak, sildiler. Uygulama sonucunda 20.000 arkadaş bedava Whopper için silinmiş olurken, Burger King’in de ne kadar başarılı bir sosyal medya uygulaması geliştirdiği ortaya çıkmış oldu. Binlerce ücretsiz Whopper dağıtan Burger King, aynı zamanda da binlerce kullanıcıya ulaşarak markasının bilinirliğini arttırmış oldu. Doğru zamanda doğru kitleye ulaştığı için oldukça başarılı bir reklam yaratmış oldular. Kurumun PR’sinin yani kendisi için geliştirdiği tanımın kamuoyu tarafından aynı biçimde algılanmasını sağlayacak faaliyetlerin çok iyi hazırlanması gerekiyor. Bu örnekte ne kadar iyi hazırlandığını gördüğümüz gibi.

Geçtiğimiz aylarda ülkemize gelen sosyal medya uzmanı Charlene Li, şirketlerin kendilerini sosyal medya üzerinden nasıl ifade etmeleri gerektiğini anlatmıştı. “Şirketler sosyal medyadaki tartışmaların içinde olmak ve onlara yön verebilmek istiyorsa, dürüst ve olabildiğince şeffaf olmaları gerekiyor. Sosyal medya bize işlerimizi nasıl daha iyiye götürebileceğimiz konusunda yön verebilecek çok önemli bir kanal. Ama yöntem çok daha önemli, mesaj verip durmak yerine diyaloga girin, şirket gibi değil insan gibi iletişim kurun ve sürekliliğe önem verin. Müşterilerinizi dinleyin ve onların fikirlerini inovasyona çevirerek, kendinizi daha iyiye götürün. Tartışmalar yaşandığında bırakın müşterileriniz sizi savunsun. Çünkü en iyi ‘pazarlama’ müşterilerinizin yaptığıdır.” diyerek, şirketlerin işleri daha iyiye götürebilmesi için ipuçları vermişti. Zaten sosyal medya üzerindeki sosyal ağların en güzel tarafı da bu değil miydi? Karşılıklı iletişim. Kısaca diyalog diye adlandırdığımız bu iletişim şekli; markaların, müşterileriyle daha hızlı ve sağlam ilişkiler kurmasını sağlıyor. Sosyal ağlar üzerinden iletişim kurarken, “şirket gibi değil, birey gibi davranın” diyen Charlene Li, bu durumun daha samimi ve daha sıcak olacağına dikkat çekmek istiyor. Monolog bir iletişim tarzı benimseyerek, insanlara tek taraflı olarak ulaşmak yerine, onlarla diyaloga girmelisiniz. Eğer markanızı daha fazla mevcut ve potansiyel müşteriyle buluşturmak istiyorsanız, bunu sürekli firmanızdan bahsederek değil, kullanıcılarla karşılıklı konuşmalar yaratarak sürdürmeniz gereklidir. İnsanları ikna edebilmenin en önemli şartı, inandırıcı olmaktır. Markanızın sürekliliği ve satışlarınızdaki artışın en önemli kaynağı da inandırıcılıktır. Eğer insanlar size inanırsa, beraberinde gelecek birçok insan da size inanır. Sizin kendinizi savunmaya, kendinizi anlatmaya bir süre sonra ihtiyacınız kalmayacak. Hikâyenizi müşterileriniz anlatacak.

Markalaşmak isteyen ya da markasının bilinirliliğini arttırmak isteyen tüm firmaların önce doğru stratejiyi belirlemesi daha sonra da bu stratejiyi uygulayacak doğru zamanı bulması gerekmektedir. Çok avantajlı görülen sosyal ağ tanıtımları doğru yapılmazsa, markaların yok olma sürecine girmesine bile neden olabilir. Bu durumları göz önüne alarak firmanızın markalaşma sürecini lehinize ya da aleyhinize çevirmek sizin elinizde. Firma ciddiyetinden sıyrılıp, birey gibi davranabilmeyi başarırsanız, tüm müşterilerinizle daha sağlıklı ve sürekli iletişimler kurabilirsiniz. İletişimin sürekli oluşu, markanızın kalıcı olmasına, istediğiniz satış hedefine ulaşmaya neden olacaktır.  İşte karşınızda dünyanın en büyük gücü olan, internet teknolojisi duruyor. Bu teknolojiyi en akıllı şekilde kullanıp, fırsatlara çevirmek sizin elinizde.

Sezin AYDEMİR

AKINSOFT Halkla İlişkiler Uzmanı

Benzer Yazılar