Dergi Röportajları - Söyleşi AKINSOFT 13 Şubat 2013 (0) (3232)

Şefkat-Der 8 Mart Kadınlar Günü ve Dernek Çalışmaları

Öncelikle bize kurumunuzun dünü ve bugününden bahseder misiniz?
Şefkat-Der 1995 yılında Konya’da kurulduktan sonra 1998’de İstanbul şubesi açılan daha sonra merkezini İstanbul’a taşıyan bir dernektir. Şefkat-Der’i kurmaktaki amacımız; genel olarak en başta evrensel dostluk, kardeşlik ve dayanışmayı sağlamaktır tüm dünyada. Özel olarak da sokakta yaşayan, şiddet gören, cinsel istismara uğrayan kadınlar, çocuklar olmak üzere, erkekler dahil tüm dayanışmaya ihtiyacı olan herkesle dayanışma içerisinde olmak, bir çeşit özel büyük bir aile gibi olmaktır. Şefkat-Der 1995’de şefkat evi olarak, Kadın Hayata Tutunma Evleri dediğimiz bir çatı oluşturmuştur. Aynı tarihlerde evsiz olan erkekleri ve sokak çocuğu tabiri ile anılan çocuklarımız için de otel odaları kiralamıştır. Daha sonra bu insanlarımız için de çatılar oluşturmuştur. Şefkat Evi, Kadın Sığınma Evi, Kadın Hayata Tutunma Evi, Erkek Sığınma Evi, Evsizler evi gibi isimler adında hizmet verdiğimiz evlerimizde 10 binden fazla kadın ve çocuk, 4 binden fazla da erkek olmak üzere 14 binden fazla insanımızın evi, yuvası olmaya çalıştık. Türkiye geneline bakıldığında, kadın sığınma evleri çalışmasına başlayan en eski derneklerden ilkler arasında yer almaktayız. Sivil toplum örgütlerinden, erkek sığınma evini ve evsizler evini de açan ilk derneğiz. Talebin ve sorumluluğun çok fazla olmasından dolayı maddi ve manevi olarak zorlandığımız zamanlar çok oluyor, fakat biz her anlamda dertli  insanlarımızın yanlarında, onlarla dayanışma içerisinde olmaya devam ediyoruz.
Faaliyet alanınız ve bu alanda çalışmalarınız neler?
Faaliyet alanımızın büyük çoğunluğu kadınlar ve çocuklar üzerinedir. Kadına, çocuğa; şiddet, taciz, tecavüz, cinayet olaylarının önlenmesi çalışmaları bizim en hassas faaliyetlerimizin başında gelmektedir. Şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet bir insanlık suçudur. İlk soruda da belirttiğimiz gibi erkekler için ve aileler için de bir bütün olarak çalışmalar yürütmekteyiz. Biz sadece kendimiz bir şeyler yapmıyoruz, çözüm noktasında insanlarımızın dertlerinin giderilmesi  ve başkalarının da benzer sorunlar yaşamaması için devletin tüm kurumları ile görüşmeler ve yazışmalar da yürütüyoruz. Kadın sığınma evlerinin her yerde yaygınlaştırılması, daha insani şartların oluşması, şiddetin, tacizin, tecavüzün önlenmesi, cezaların caydırıcılığı, rehabilitasyon, evsizler evlerinin açılması, aile sığınaklarının açılması, yoksul insanlarımız için en azından temel ihtiyaçlarının karşılanacağı bir yaşam standardının devlet tarafından, rencide edilmeden karşılanması gibi çalışmaların yanında, kadın-erkek eşitliğinin her alanda tam olarak uygulanması gibi faaliyetlerimiz var. Barınma, ısınma ve yemek gibi insani ihtiyaçları karşılamamızın yanı sıra ihtiyacı olanlara avukat, psikolog gibi destekler de veriyoruz. Kadın hayata tutunma evlerinde yine görevli kadın  arkadaşlarımız, bizzat kendisi de  şiddete maruz kalmış, ölümle tehdit edilmiş, darp edilmiş, cinsel istismara uğramış kadınlardan olabiliyor ve bizzat kendileri sorumluluk alarak, kendisi gibi sorunlar yaşayanlar için elinden gelenleri yapmaktadırlar. Biz Türkiye’de dayanışmanın en güzel örneklerinden olmaya çalışıyoruz ve tabi ki dünya çapında da gerçekleştirmeyi istediğimiz  çok projemiz var. Tüm dünyada sevgi, adalet, dayanışma hakim olsun, her yer huzurlu olsun, bütün canlılar mutlu olsun, kötü şeyler akla dahi gelmesin istiyoruz.
Haberlerden gördüğümüz kadarıyla son dönemlerde kadına şiddet olayları bir hayli arttı. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?
Kadına şiddet önlenmesi gereken bir konudur. Son dönemde şiddet olaylarının artması ya da azalmasının tartışılmasından ziyade bunun tamamen sonlandırılmasına yönelik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Eskiden çoktu böyle olaylar şimdi az gibi bir söylem çok yanlıştır. Sıfır cinayet, sıfır şiddet mümkündür ve bunun harici her şey başarısızlıktır. Bu tarz olayların önlenmesine yönelik yeni kanunlar çıkarılmalı, mevcut yasalarda yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Aksine mağdur eden taraf cezalandırılmak yerine neredeyse mükafatlandırılacak. Mahkemelerimizde tahrik indirimi uygulaması var, şiddete maruz kalan tarafa yükletilen “tahrik edici sözler söyledi” cümlesine istinaden darp eden hatta öldüren tarafa cezai indirim, tahrik indirimi veya iyi hal indirimi gibi uygulamalar var. Bu da benzer olaylarda insanların bakış açılarını olumsuz şekilde etkiliyor. Nasıl olsa az ceza alırım gibi bir düşünceye kapılarak ceza işleme olasılığını ve eğilimini artırıyorlar. Tehdit etme, sözlü veya fiili şiddet uygulama, darp, yaralama, öldürme gibi eğilimi olan insanlar bu indirimlerle suça teşvik ediliyorlar. Bu olaylara maruz kalan kadınlar ise bir suçlu gibi kadın sığınma evlerine alınıyor, aileleriyle görüştürülmüyor. Adeta suçlu onlar gibi muamele görüyorlar. Bu tutum çok yanlış suçlu insanların gerektiği cezayı almaları ve mağdur olanların da normal hayatlarına devam etmeleri için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Birçok defa bu şiddet eğilimli insanlar hiç ceza almadan salıveriliyorlar. Mağdur insanlar defalarca şikayette bulunduğu, devletten yardım istediği, koruma talep ettiği halde herhangi bir işlem yapılmıyor ve ölümle sonuçlanan olaylara şahit oluyoruz. Mağdur insanların korunmamasında başta devlet olmak üzere, hakimler, savcılar ve emniyet mensupları da suça ortak oluyorlar. Onların da tıpkı suçu işleyen gibi cezalandırılmaları gerektiğini savunuyor ve haklarında hukuki işlem başlatılmasını her fırsatta dile getiriyoruz.
Bu tarz haberlerin basında sıkça yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Medyada gündeme gelen olaylar cinayetlere teşvik etmiyor, aksine bu alanda düzenleme yapılmasını sağlıyor. Yetkililerin bu konulara daha fazla önem vermesine, yeni çalışmalar yürütülmesine olanak veriyor. Basın, mağdur insanların sesi görevini görüyor. Tabi bazı yanlış verilen haberler var. Örneğin; eski eşi, sevgilisi veya halen evli olduğu kişi tarafından hunharca öldürülen kadınlarımız var ve bunlar basında aşk cinayeti adı altında gösteriliyor. Nitekim bu cinayetlerin aşkla uzaktan yakından ilgisi olamaz. Sevgi ve aşk güzel duygulardır, bu duygulara sahip insanlar, özellikle de bu duyguları hissettikleri kişileri böyle canice katledemezler. Yanlış olan, bu cinayetlerin sanki aşk duygusuyla işlendiğinin vurgulanması ve bu olaylara eğilimi olan insanların özendirilmesidir. Bunun haricinde basının şiddet olaylarını dile getirmesi Devletin eksik kaldığı noktaları tamamlamasına yardımcı oluyor. Bütün basın bu konuya daha fazla önem verir ve yayınlanma sıklığı ne kadar artarsa, aynı oranda pozitif bir etki olacağına ve bu alanda caydırıcı cezaların uygulanarak, şiddet olaylarının azalacağına inanıyoruz. Medya sorunların çözümü noktasında daha gayretli daha kararlı olmalıdır.
Kadının ailedeki yeri şu anda nasıl ve nasıl olmalı?
Toplumumuz erkek egemen bir toplum. Kadın ve erkeğe bakış açımız farklı evet ama artık bu durumu aşmamız gerektiğini düşünüyorum. Gelişmiş ülkelere bakacak olursak her alanda kadın ve erkek sayısı birbirine eşit, hatta bazı ülkelerde kadınlar erkeklerden daha fazla söz hakkına sahip. Türkiye’de hala kadın erkek ayrımcılığı en üst seviyelerdedir. En basitinden erkek çocuk istediği saatte eve girebilirken, kız çocukları hava kararmadan evde olmalı, arkadaşlarıyla görüşemez, dışarı tek başına çıkamaz. Bu böyle devam ettiği sürece kadınlar önce ailede, sonra toplumda ezilmeye mahkum bırakılmaktadır. Bunları önlemek için devletin sıkça kullandığı pozitif ayrımcılık çalışmaları sürdürülmektedir. Fakat pozitif ayrımcılık yetersiz kalmaktadır, hatta hiç uygulanmamaktadır. Türkiye’de Meclis’te 1 kadın bakan, 81 ilde 1 kadın vali var. Pozitif ayrımcılık demek kadın çalışan ve üst düzey sayısının, erkek çalışan ve üst düzey sayısından fazla olması anlamına gelmektedir. Bu nedenle ülkemizde pozitif ayrımcılık yoktur. Kadının ailedeki yerini anlatmak için kadına şiddet olaylarına bakmak ve onları görmek çok önemlidir.
Tüm bireyleri bilinçlendirmek adına neler yapılabilir?
Öncelikle şiddetin hiç yaşanmaması için; eğitim, zihniyet değişimi, tedavi, cezalarda caydırıcılık, rehabilitasyon vb. ne gerekiyorsa devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları ve medya ile hep birlikte bir an evvel yapmalıyız. Çözümleri pratiğe dökmeliyiz. Şiddetin her şekli kabul edilemez bir suçtur. Kime karşı yapıldığı önemli değil, şiddet başlı başına bir insanlık suçudur, bir utançtır. Caydırıcı yönden de en etkili cezaların verilmesi gereken bir olgudur. Bu konuda tüm bireyleri bilinçlendirme çalışmalarına; şiddet içerikli yayınların önlenmesi (sinema, dizi, çizgi film, internet) ile başlanabilir. Mağdur olanların haklarını arama, gerekli idari adli destekler, sosyal hizmetlerin en iyi ve en hızlı şekilde sıkıntısı olanlara ulaştırılmasının yanında, şiddet uygulayan, şiddete meyilli kişilere de sadece idari adli ceza yaptırımları değil, eğitim, rehabilitasyon gibi hizmetler verilmelidir. Sadece tv, radyo, gazete, dergi aracılıkları ile değil, bizzat insanların yanına tek tek gitmek gerekiyor. Bütün il ve ilçelerdeki, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, savcılar, hakimler, bürokratlar, akademisyenler, imamlar, muhtarlar, sevilen, sözü geçen kanaat önderleri, alanında uzman kişiler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri gibi kişilerin aktif katılımının olduğu, adeta bir seferberlik çalışması yapılmalı. İnsanlara sağlanan ekonomik destek ve sosyal haklarda şiddet olaylarının önüne geçilmesinde ve insanların bilinçlenmesinde çok büyük bir rol oynamaktadır.
Siz kadına şiddet olaylarının önüne geçmek adına yoğun çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu çalışmaların sonuçları olumlu oluyor mu?
Evet son dönemde 7 maddelik bir bildiri yayınladık. Kısaca bu maddeleri açıklayacak olursak;
1-Kadına şiddetin bir terör olduğunun kabul edilmesi,
2-Cinayetlere adeta teşvik eden, cezaların caydırıcılığını yok eden, katillere en büyük cesareti veren, mahkemelerin tahrik-iyi hal indirimlerinin kaldırılması,
3-Şiddet uygulayanların, ölümle tehdit edenlerin tutuklu yargılanması,
4-Şiddet uygulayan, kadınları ölümle tehdit edenlerin, cezaevinden çıktıktan sonra kadının yaşadığı şehrin dışında yaşamasının sağlanması,
5-Şiddet uygulayan ölümle tehdit eden erkeklerin elektronik kelepçe ile takip edilmesi,
6-Risk altındaki kadınların 24 saat yakın koruma gerektiren hallerde, ihtiyaçları karşılamak için yeni güvenlik görevlileri istihdam edilmesi,
7-Kadınları korumayan, görevini ihmal eden, valilerin, kaymakamların, hakimlerin, savcıların, emniyet görevlilerinin katillerle birlikte yargılanıp cezalandırılması.
Bu maddelerin haricinde pek çok farklı çalışma yaptık. Yaptığımız her etkinliğin, eylemin, çalışmanın illa ki faydaları oldu ve daha da olacaktır. Diğer sivil toplum kuruluşlarına da (Mor Çatı, Kadın Cinayetlerini Önleyeceğiz Platformu, Kamer, Uçan Süpürge, Kader) çok teşekkür ederiz.
Son olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Bu önemli günde gönül isterdi ki; kadına şiddeti ve kadın ölümlerini konuşmayalım ama bu toplumumuzun kanayan yarası. Sıfır şiddet ve sıfır cinayet, tam eşitlik diliyoruz. Bu konuda bizimle dayanışma içerisinde yer alabilecek, duyarlı kadın ve erkekleri yanımızda görmek istiyoruz.
Bu arada şu önemli bilgiyi de aktaralım. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı iletişim hattı 183’ün; kadın, çocuk, yaşlı, engelli, yoksul insanlarımızla ve kadın sığınma evleri ile ilgili olarak 24 saat aranabildiğini de belirtmek isteriz. Şefkat-Der’imiz de 24 saat aranabilir.
Bu özel günde bürokratlarımızla birlikte kadınlar için yürüyüş, eylem ve imza kampanyası planlarımız var. AKINSOFT’a da bu konuda duyarlı olduğu ve sesimizi duyurmamıza yardım ettiği için teşekkürlerimizi iletiyoruz. Sözlerimi şu sözle bitirmek isterim; ”Ne olur dayan, biraz daha dayan… Hala bir umut var… Bilirsin, masallarda hep iyiler kazanır… Ne olur dayan… Biraz daha dayan… Hala bir umut var…”
Şefkat-Der Konya: 0332 351 27 65 İstanbul: 0212 244 85 97
e-mail:sefkat_der@mynet.com
İletişim adreslerinden ve Facebook’tan da bizi güncel olarak takip edebilir okuyucularınız.

Benzer Yazılar