Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimler Derneği Konya Şubesi


Öncelikle bize kurumunuzun dünü ve bugününden bahseder misiniz?

Derneğimizin kuruluşu Osmanlı Dönemine dayanıyor. 1915 yılından bu yana faaliyet gösteren bir derneğiz. Gazilerimiz ve şehit ailelerinin yararına kurulmuş olan bu dernek, onlara destek olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Bu doğrultuda faaliyetlerini yürüten yasa ile kurulmuş 2 dernek vardır zaten. Birisi bizim derneğimiz diğeri ise Kore ve Kıbrıs Gazileri Derneği.
Derneğimiz kuruluşundan bu yana PKK Terörü sonucunda yaralanmış veya şehit olmuş askerlerin ve yakınlarının sıkıntıları ile ilgilenmekte onların dertlerine az da olsa çözüm bulmaya çalışmaktadır.
Şu anda içerisinde dernek faaliyetlerini yürüttüğümüz bu mekan bize Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından, 3 yılda bir yenilenen sözleşme ile hiçbir bedel almaksızın kullanımımız için tahsis edilmiştir. Türkiye genelindeki diğer şubelerimiz hatta Ankara Genel Merkezimiz bile bizim Şubemiz kadar bakımlı ve kullanışlı değil.
Bu vesileyle, bizlerin her zaman yanında olan, bizleri hiç yalnız bırakmayan, Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Tahir AKYÜREK’e gönülden teşekkürlerimizi sizin aracılığınızla bir kez daha sunmak isteriz.

Faaliyet alanınız ve bu alanda çalışmalarınız neler?

200’ün üzerinde aktif üyemiz var. Fakat biz üye sayısının artmasını istemeyen tek derneğiz diyebiliriz. Sadece derneğimize üye olanlara değil üye olmayıp ihtiyacı olanlara da yardım etmekteyiz. Yani aktif üyemiz olmayan 500’e yakın kişiye de yardımcı olmaya çalışıyoruz.
Konya 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana en çok şehit veren illerin başında geliyor. Bunun da etkisiyle Konya’da bu dernek faaliyetleri diğer illere oranla daha fazla.
Derneğimizde her gün bir araya gelip değerlendirmelerde bulunuyoruz. Yukarı katımızda Derneğimizin kadın kolları faaliyetleri de yürütülüyor.

Gazilerimizin yaşadığı zorlukları bizimle paylaşabilir misiniz? İnsanlara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Biz insanların gazilerimize ve şehit ailelerine daha duyarlı olmalarını istiyoruz. Onlardan beklediğimiz sadece saygı. Vatanı ve milleti için canlarını hiçe saymış, canları pahasına gözünü kırpmadan kendini ateşe atmış bu cesur evlatlarımıza ve onların yakınlarına biraz daha ilgili davranabilirler. Onların kimseden maddi bir beklentileri yok sağ olsun devletimiz her sıkıntımızı mümkün olduğunca karşılamaya çalışıyor zaten. Onların tek isteği hor görülmemek, az da olsa saygı duyulmak.
En çok yaşadığımız sıkıntıların başında, insanların özellikle toplu taşıma araçlarında, hastane ve banka gibi yerlerde bizim gibi insanlara karşı takındıkları yanlış tavır. Diğer insanların içerisinde rencide edilmek bizleri en fazla üzen konular.
Banka, hastane vb. yerlerde çalışan kişilerin bizim haklarımızı ve faydalanma alanlarımızı bilmediğinden dolayı oluşan problemler. Yaşadığımız en belirgin zorluklardır. Şu anda burada üyelerimiz bulunmakta isterseniz kendilerinden dinleyin hikayelerini…

Turkiye-Harp-Malulu-Gaziler-sehit-Dul-ve-Yetimler-Dernegi-Konya-subesiHasan KOCAMAZ: 27 yaşındayım. 2007 yılında Şırnak’da sıhhiye çavuşu olarak görev yapıyordum. O yıl PKK’ya karşı, 3000 askerin katıldığı çok büyük çapta bir operasyon yapıldı. Ben de o operasyonda görevliydim ve PKK’lı teröristlerin döşediği bir mayına basarak iki bacağımı kaybettim. 1 yıl zorlu bir tedavi sürecinden geçtim ve 2008 yılında protezlerim takıldı. Ben insanlardan sadece bize karşı daha duyarlı olmalarını istiyorum. Kurum ve kuruluş çalışanlarından, devletin bize verdiği hakları öğrenmelerini ve bizleri diğer insanların yanında rencide etmemelerini istiyorum.

Ali BÜYÜKTÜRKMEN: 40 yaşındayım. Diyarbakır’ın Hani İlçesi’nde vatani görevimi yapmaktaydım. 08 Ağustos 1994 yılında, Bingöl’de düzenlenen operasyondan dönerken, sabah saatlerinde PKK’lı teröristlerin döşemiş olduğu mayına basarak yaralandım. 6 ay komada kaldım. Kendimden bihaber yattım hastanede. İki gözümü ve bir bacağımı kaybettim. Sürekli uyuşturuyorlardı acılarımı hissetmemem için. Komadan çıktıktan sonra o dönemin Genelkurmay Başkanı beni ziyaret etti ve ondan ne istediğimi sordu. Ben sadece görmek istiyorum deyince. O zamanın şartları da malum olmasına rağmen şehit düşmüş bir asker kardeşimin gözünü bana naklettiler. 1994 yılının Aralık ayında kornea nakli oldum. Yine göremiyordum ama en azından tek gözümle de olsa bir karaltı şeklinde seçebiliyordum insanları. Diğer gözüm protez. 5-6 yıl o korneanın benim gözüme uyum sağlama süreci oldu. Şimdilerde %50 görüyorum ve Allaha şükrediyorum. 1995 yılında da bacağıma protezim takıldı. Böyle zorlu şartlarda iyileşmeye çalıştım. GATA’da tedavi görüyorum yıllardır, gidip gelmek zorundayım oraya. Fakat son zamanlarda orada da askerlerden daha fazla sivillere önem verilmeye başladığı için üzülüyorum. Evliyim ve 3 çocuğum var.

Hasan ATA: 1993 yılında Gaziantep’in İslâhiye İlçesi’nde askerliğe başladım. Bizim bölgede bulunan piyade arkadaşların hepsini Şırnak’ta yapılan bir operasyon için oraya gönderdiler. Biz de sürekli nöbet tutuyorduk. O gece 1-3 nöbetinden dönerken, birlikte askerlik yaptığım arkadaşlarımdan biri cinnet geçirdi ve 3 arkadaşımla birlikte yürürken bizim üzerimize ateş açtı. Bacağıma şarapnel parçası saplanması nedeniyle yaralandım. Bulunduğumuz bölgeye normal araçlar çıkamadığı için zırhlı araçla bizi İskenderun’a getirdiler. Hastaneye geldiğimde kalbim durmuş. Şoklama dedikleri yöntemle 3.cüsünde hayata döndürmüşler beni. İskenderun’da ilk tedavim 7 gün sürdü ve Adana’ya sevk edildim. Bacağım kangren olmuştu. 4 ay çok zorlu bir tedavi sürecim oldu. Fakat sonunda bacağımı kurtaramayarak kesmek zorunda kaldılar. 1 yıl sonra da protezim takıldı. Hep kötü şeyler olacak değil ya. Adana’da hastanede yattığım sürede eşimle tanıştım ve evlendim. 19 senelik evliyim çok mutluyum ve 2 çocuğum var. Ben Vazife Malulü olarak geçtiğim için, normal gazi arkadaşların faydalandığı imkanların bazılarını kullanamıyorum. Bu yüzden yakın zamanda protezim nedeniyle evime haciz geldi. Sonradan Sayın Konya Valimiz tarafından sorun çözüldü. Fakat ben ve benim gibiler de aynı şartları taşımak istiyoruz. Son dönemde de bununla ilgili yasal düzenleme çalışmaları başlatıldığını biliyoruz.

Süleyman EGE: 1992 Yılında Tunceli’de Jandarma Çavuş olarak göreve başladım. Ardından Kahramanmaraş, Diyarbakır’da da görev yaptım. 1997 yılının ekim ayında Kuzey Irak’ta büyük bir operasyonda görev aldım. Zap Kampına yakın bir bölgede PKK’lı teröristler 8 askerimizi kaçırmıştı. Van Milletvekili de o dönemde gidip orada onlarla fotoğraf çektirmişti. Ülkede bu olaylar olurken. Biz Kuzey Irak’a doğru yol almaya başladık. 23 gün süren zorlu bir operasyon oluyordu. Sadece su ve yemek molası için duruyor onun haricinde sürekli yürüyorduk. Peşmergelerle birlikte hareket ediyor, onlarla beraber terkedilmiş köyleri ve bulduğumuz PKK kamplarını arıyorduk. Aradığımız kamplardan birinde 5000 taneye yakın uçak savar mermisi bulduk. Fakat önemli olan silahıydı. Muhtemelen silahı da parçalayarak o civarda bir yere gizlemiş olduklarını düşünen komutanlarımız araştırmayı genişleteceklerini ve en tehlikeli bölgelerden biri olan Metina Dağı ve Türkiye sınırı arasında kalan boş bir köyde arama çalışmalarını başlatacağımızı söylediler. Bölge çok tehlikeliydi ama emir gelmişti bir kere. Biz arama yapan timlerin güvenliğini sağlamakla görevli timdik. Fakat hem onların hem kendimizin güvenliğini öyle dağlık bir bölgede sağlamak çok zordu. Artık son gücümüzü de yitirmeye başlamıştık ki nefes nefese kendimizi bir ağaç kovuğuna attık. Burada dinlenmeye başladık sigara içip sohbet ediyorduk. Artık hepimiz tükenmiştik. Diğer timin komutanı telsizle kendi üssüne bilgi veriyor ve devam edemeyeceğini söylüyordu. Bizim komutanımızdan gelen “Efe 40 unsuru kalksın ve devam etsin!” emriyle birlikte ben ayağa kalktım. İdris Onbaşına doğru bir adım atmıştım ki birden ortalık cehenneme döndü. Silah sesleri, roket patlamaları kulaklarımı sağır edercesine bir gürültü başlamıştı. O anın şokuyla kendimi geriye attım ve yerde yuvarlandım. İlk şoku atlattıktan sonra arkadaşlarımın yanına mevzilendim ve hangi yönden ateş edildiğini bulmaya çalışarak sağa sola ateş etmeye başladım. Biraz kendime gelince etrafıma bakındım ve 2 arkadaşımın yerde yattığını bir tanesinin gözlerinin açık olduğunu gördüm. O an tek düşündüğüm bu cehennem meydanında kalırsak ölümüzün dahi ailelerimize ulaşmayacağıydı. Buradan bir şekilde arkadaşlarımın cenazelerini de almalı kendi bedenimi de ölü ya da diri orada bırakmamalıydım ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Sonunda karşı ateşe başladım fakat her tarafımızı sarmışlardı. Her yerden ateş ediyorlardı. Yanımdaki arkadaşım da yaralanmıştı. Onu kenara çektim ve ben ateş etmeye devam ettim. Bir süre sonra göğsümde bir sıcaklık hissettim ve yaralandığımı anladım. Bir şekilde kendimi bizi kurtarmaya gelen sıhhiye timlerinin yanına kadar götürmeyi başardım ve sonrasında gelen helikopterle Şırnak Devlet Hastanesi’ne yetiştirildim. Aldığım yarayla dalağım parçalanmış ve iç kanama başlamış. Başarılı bir ameliyatla dalağımı aldılar. Ve ondan sonra 10 yıl daha askerlik görevime devam ettikten sonra emekli oldum. Bugün yine vatanım için aynı şartlarda görev yaparım ama artık bizim tek isteğimiz; “Savaşta babalar oğullarını gömer, barışta oğullar babalarını!” sözü ülkemiz için de geçerli olsun ve oğulların babalarını toprağa gömdüğü barış ve sükunet içinde bir yaşam yaşayalım…

Son olarak 19 Eylül Gaziler Günü ile ilgili neler söylemek istersiniz?

19 Eylül tarihi, Atatürk’e 1921 yılında Mareşallik Rütbesi ile Gazilik unvanının verildiği gündür. Bu nedenle, yurdumuzda her yıl 19 Eylül “Gaziler Günü” resmi olarak kutlanmaktadır. Sizin de böyle anlamlı ve bizim için çok değerli bir günde bizleri unutmayarak böyle bir röportaj gerçekleştirmeniz bizi çok mutlu etti. AKINSOFT’un tüm yetkililerine ve özellikle buraya gelerek bizleri dinleyen size çok teşekkür ederiz.

 

Benzer Yazılar