Geleceğin meslekleri ve meslek seçimlerinde yapılması gerekenler

Alparslan Bey merhabalar; Alparslan DARTAN kimdir? Bize kendinizden kısaca bahseder misiniz?

Merhabalar, ben lisans eğitimimi Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nde, uzmanlık eğitimimi ise aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitimde Psikolojik Hizmetler Ana Bilim Dalı’nda tamamladım.
İş hayatıma 1987 yılında İzmir’de, İzmir Fen Lisesinde okul psikolojik danışmanı olarak başladım, ardından İstek Vakfı Okulları ile MEF Okullarının rehberlik servislerinde psikolojik danışman ve bölüm başkanlığı görevlerinde bulundum.
1998 yılından beri Terakki Vakfı Okullarında görev yapıyorum. Terakkide, 1998-2005 yılları arasında Terakki Araştırma Geliştirme Merkezinin (TARGEM) kuruluşuyla başlayan ve eğitim uzmanlığı göreviyle devam eden Terakki yolculuğum 2005-2013 yılları arasında Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi koordinatörlüğü görevini üstlenmemle devam etti.
Halen Terakki Vakfı Okullarının 2014-2015 eğitim ve öğretim yılında Tuzla/Tepeören mevkiinde açacağı ikinci yerleşkesi ile ilgili olarak kurum açma prosedürleri, kurum kültürü, akademik süreçler, PDR biriminin oluşturulması konularında Tuzla/Tepeören Yerleşkesinin yönetim ekibi içerisinde danışman olarak çalışıyorum.
Aile terapisi, iletişim, motivasyon, sınav kaygısı, baba destek eğitim programı gibi uzun süreli eğitimlerin yanında, İstanbul Psikodrama ve Uluslararası Zerko Moreno Enstitüsü’nden aldığım psikodrama eğitimleri ile ergen ve yetişkinlere yönelik bireysel ve grup danışmanlığı yapmaktayım. Sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği halinde eğitim programları oluşturulması, çeşitli kurum ve kuruluşlarda verdiğim seminer ve konferanslarım ile yazılı basın organlarında yayımlanmış yazılarım ve makalelerim bulunmaktadır.
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği İstanbul Şubesinin kurulduğundan beri üyesiyim. 2009 yılında Derneğin Yönetim Kurulu’na girdim. 2011’den beri de Türk PDR Derneğinin İstanbul Şubesi Başkanlığını yürütüyorum.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği olarak neler yapıyorsunuz? Faaliyetleriniz neler?

Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği, alanda çalışan meslektaşlarımız arasında birlik, beraberlik ve mesleki dayanışma sağlayarak Psikolojik Danışma ve Rehberlik biliminin ve mesleğinin ülkemizde gelişmesini sağlamak amacıyla 1989 yılında mesleğin önemli akademisyenlerinin girişimiyle kurulmuştur. İstanbul şubemizin kuruluşu ise 2001 yılında gerçekleşmiştir.
Derneğimizin İstanbul Şube Yönetim Kurulu olarak PDR alanında çalışan meslektaşlarımızın sosyal, bilimsel, mesleki ve kültürel yönden gelişmelerine yardım etme, üyemiz olsun olmasın tüm meslektaşlarımızın haklarını koruma ve savunma amaçlı çalışmalar yürütüyoruz.
Bunu yapabilmek için de özellikle İstanbul’da çalışan meslektaşlarımızın hizmet içi eğitimlerine katkı sağlayabilmek için kısa ve uzun soluklu eğitimler düzenliyor, konferans ve seminerler yolu ile bilinçlendirme faaliyetlerinde bulunuyoruz. Bu eğitimler için Üniversiteler, Sivil toplum kuruluşları, Rehberlik Araştırma Merkezleri, Akademisyenler, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri ile işbirliği yapıyor, gelen istek ve talepler doğrultusunda İstanbul dışında Anadolu’daki meslektaşlarımıza da ulaşmaya çalışıyoruz.
Belirli özel günlerde halkımızı bilgilendirmek ve onlara rehberlik edebilmek için eğitim içerikli basın bildirileri hazırlıyor, yazılı ve görsel basın aracılığıyla da çocuk ve genç ruh sağlığı, ebeveyn-okul ilişkileri üzerine görüş ve önerilerimizi dile getiriyoruz. Toplumun ve eğitimle ilgili herkesin sesi olmaya çalışıyor, web sayfamız ve sosyal mecralar aracılığıyla da daha geniş kitlelere ulaşıyoruz.

Bu sayımızın konusu olan “Geleceğin meslekleri ve meslek seçimi.” Çocukların mesleklerle ilişkileri ne zaman başlıyor, nasıl gelişiyor ve geleceğin meslekleri ile ilgili siz neler söylemek istersiniz?

Çocukken büyüklerimiz hepimize “Büyüdüğünde ne olmak istersin?”  sorusunu sormuştur. Bizler o zamanlar neredeyse ezberlemiş gibi hep aynı cevapları verirdik. Genellikle de bu soruya cevaplarımızda; kimimiz doktor, kimimiz öğretmen, kimimiz hemşire, polis ya da pilot olurduk.
Yaşımız büyüdükçe ve somut düşünceden soyut düşünce basamağına geçtikçe bu söylemlerimiz, daha dar çerçeveye iner her şey olmaktan çok bir şey olmak çabasına dönüşürdü. Özellikle lise yıllarında meslek edinmenin zorlukları, sınavlarda başarılı olma gerekliliği ve iş olanaklarının azlığı da kaygı ve korkularımızı artırırdı.
Bu duygular bugün değişti mi? “Hayır.”
Geçmişte bizlerin hissettiği bu duyguları, şu an çocuklarımız yaşıyor. Hangi mesleği seçsem mutlu olurum? Mezun olduğumda iyi bir iş bulabilecek miyim? Kişisel özelliklerim ve yaşamdan beklentilerim seçtiğim mesleğe uygun mu? Hangi mesleği ya da işi yaparsam daha çok para kazanabilirim? Bugün tüm bu soruların yanıtı kişiye göre, içinde yaşadığımız sosyal çevreye ve kültürel özelliklerimize göre değişiyor.
Çocukların mesleklerle ilgilenmeleri okul öncesi 5-6 yaşlarına dayanır. Bu okul öncesi dönemde çocuk, çevresindeki insanların farklı uğraşlarının ve mesleklerinin olduğunu fark eder. İlkokulun son yıllarında ise kendisi ve diğer insanlar arasında ilgiler, yetenekler, amaçlar, motivasyon açısından farklılıklar veya benzerlikler olabileceğini görür. Bu dönem, çocukta meslek bilincinin oluşmaya başladığı dönemdir. İlkokul yılları aynı zamanda çocuğun kişilik gelişimi açısından da kritik bir öneme sahiptir. Bu dönemde özgüven gelişimi, kendini kabul, benlik algısı, içsel denetimin gelişmesi önem kazanır. Çocuklukta gerçekleşen her devinim ve her kazanım çocuğun akademik, sosyal ve mesleki gelişim alanlarına doğrudan ya da dolaylı olarak etki eder.
Çocuklukta bir meslek fikrinin oluşmaya başlamasından yetişkinlikte bir meslek sahibi oluncaya kadar geçen bu süreci etkileyen pek çok psikolojik ve sosyolojik faktör vardır. Bunlar arasında çocuğun kişisel özellikleri, ailenin beklenti ve değerleri, eğitim olanakları ve toplumsal koşullar sayılabilir ama en önemlisi de son 10-15 yıla damgasını vuran teknoloji ve teknolojik gelişmelerin yarattığı yenidünya düzenidir.
Günümüzde buluşların ve buna bağlı olarak teknolojik gelişmelerin hem bireysel hem de toplumsal değişime ciddi bir hız kazandırdığını görüyoruz. Özellikle iletişim teknolojisindeki gelişmeler, alışkanlıklarımızı, kültürel hayatımızı, gündelik ilişkilerimizi ve hatta iş hayatımızı etkileyecek kadar önemli hale geldi.
Günümüzün bu belirsiz, sınırları kalkmış ve sürekli değişime uğrayan dünyasında hem iş yaşamının hem de gençlerin; kariyer beklentileri ve planlamaları sürekli farklılaşıyor. Bu farklılaşma, öncelikle bireyin kendisine sonra da çevresine yansıyor.

Meslek seçimleri insanların psikolojisini nasıl etkiler?

Meslek seçimlerimiz ve iş hayatımız tabi ki psikolojimizi, ruh halimizi etkiler. Bugün ve gelecekte öngördüğümüz iş dünyası çoklu kariyer fırsatlarına olanak tanısa da bugünün koşullarında kültürel alışkanlıklarımız ve karakteristik özelliklerimiz kolay kolay iş değişiklikleri yapmamıza fırsat tanımıyor.
Evlilik ve aile hayatında ayrılıklar ve boşanmalar zaman zaman yaşanırken bir mesleğe adım attıktan sonra o mesleği bırakıp başka işlere atılmak pek kolay olmuyor.
Edindiğiniz mesleğin ya da işin kader gibi sizin yakanıza yapışıp kaldığı kültürlerde, o mesleği terk etmek ya da o meslekten ayrılmak zor oluyor ve ister istemez 20 ila 40 yıl arasında aynı işi ve mesleği sürdürmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bunun yerine hayatınızda mesleğinizle ilgili yapabildiğiniz en büyük değişim ancak iş yerinizi değiştirmek oluyor.
Türkiye gibi ataerkil yaşayan bir toplumda bilinçli ya da bilinçsizce tercih ettiğiniz iş veya mesleğinizden az ya da çok memnun değilseniz ruh sağlığınız elbette olumsuz etkilenmeye başlar. Bu durum sadece sizi etkilemekle de kalmaz eşinizi, çocuklarınızı ve yakın çevrenizi de çemberine alır.
Günümüzde, psikolojik rahatsızlıkların artma nedenlerinden birisi de mesleki doyumsuzluk. Kendisini iyi ifade edemediği, ilgisini ve yeteneğini sergileyemediği, iş tatminini yaşayamadığı ortamlarda bireyin var olması pek mümkün değildir. Kendinizi var edemediğiniz durumlarda da mutsuz, hayata küskün, kırılgan veya saldırgan olma riskiniz artar.
Günümüzün en çok rastlanan psikolojik sorunlarından olan depresyonun ana belirtilerinden birisi de hayata yüklediğiniz anlamdır. Eğer varlığınız sizin ve çevrenizdekiler için bir anlam ifade etmiyorsa ve mücadele gücünüz de yetersizse depresyona girmemeniz neredeyse imkânsız.
Yaptığı işten, seçtiği meslekten mutlu olan ve bunu hayatının pek çok alanına taşıyabilenler için de psikolojik süreçler de kişiliğe olumlu etki etmektedir. İlgi ve yeteneklerine uygun bir meslekte çalışmak iş doyumunu yükselttiği gibi kişinin hem iş hem de aile çevresiyle kurduğu iletişimi olumlu bir düzleme oturtmaktadır.
Buradan şu anlam çıkarılmasın tabi ki meslek seçimi doğrudan psikolojik rahatsızlıkların tek nedenidir ya da değildir denemez. Ama günümüz koşullarında iş ve meslek seçimi konusundaki memnuniyet ya da memnuniyetsizlikler kişinin psikolojisini ama olumlu ama olumsuz mutlaka etkiliyor.

Ülkemizde meslek seçimleri nasıl yapılmaktadır? Ailelerin meslek seçimindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada ve ülkemizde son 30-40 yıl boyunca mesleki gelişim ile ilgili yapılan pek çok araştırma bulgusu, yaşam boyu süren mesleki gelişim sürecinde çocukluk döneminin anlamlı bir yeri olduğunu gösteriyor. Çocukların bireysel özellikleri, akademik ve sosyal ilişkilerdeki becerileri, özel yetenekleri, güçlü ve zayıf yönleri ve ailelerinden getirdikleri genetik özellikler onların mesleki tercihlerine, yönelimlerine etki ediyor.
Bununla beraber meslek seçimine farklı bakış açıları getiren pek çok teorik yaklaşım çocuğun, kişiliğinin şekillenmesinde ve gelişmesinde önce ailenin, daha sonra okul ve çevresindeki diğer insanların önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.
Ülkemizde de bu bulguları destekleyen pek çok veri var ve maalesef gençlerin meslek seçimini belirleyici en önemli faktör hâlâ aile yapısıdır. Ailelerin sosyo-ekonomik koşullar nedeni ile çocukları için küçük yaştan itibaren çizdikleri bir yol ve yazdıkları roller hep var olmuştur. Bu durum çocukların kendi yollarını çizmelerine ve hayatta üstlenecekleri rolleri belirlemelerine genelde de engel oluşturmuştur.
Eğitim sistemimizin yapısı gereği ülkemizde meslekler hakkında daha bilinçli yönelimler ve farkındalıklar liseden üniversiteye geçiş aşamasında başlıyor. Bu dönemde gençler, o güne kadar kendileriyle ilgili farkındalık geliştirip, ilgi ve yetenekleri, başarı ve başarısızlıkları hakkında iyi ya da kötü bir deneyime sahip oluyorlar. Üniversite sıraları ise onlar için bilinçlenmek, motive olmak, yaşayarak deneyerek öğrenmek (staj yapmak) ve olgunlaşan hedeflere yönelmek, kısaca mesleğe adım atmak anlamına geliyor.
Ancak yukarıda sözünü ettiğim bilinç düzeyi çok az bir grup çocuk için geçerli görünüyor. Eğitim sistemimizin mesleğe yöneltme rehberliği konusundaki yetersizliği de bilinen bir gerçek. Çocukların erken yaşta ilgi yetenek ve becerilerine uygun eğitim modellerine yönlendirilememesi ve bunu sağlayacak yapısal bir düzenlemenin olmayışı maalesef her yıl iki milyona yakın genci bir meslek sahibi olabilmek umuduyla üniversite sınavlarının kapısına yığıyor, ailelerini de mutsuz ve umutsuz bırakıyor.
Ailelerin bu süreçte gençlerin üzerinde inanılmaz etkileri oluyor. Toplumsal yapımız gereği erkek çocuklar üzerinde şekillenen bir yönlendirme ve gelecek planlama güdüsü ağır basıyor. Cinsiyet eşitsizliği bağlamında da kız çocuklarının okullaşma ve bir meslek edinme çabaları özellikle kırsal bölgelerde ağır biçimde darbe alıyor.

Gençlere ve ailelere meslek seçimlerinde nasıl tavsiyelerde bulunursunuz?

İyi bir kariyer sahibi olmanın yolunun iyi bir üniversite ve iyi bir bölümde okumaktan geçtiği düşünüldü hep. Oysa okul ve iş yaşamı arasındaki bağ çoğu zaman hiç örtüşmedi. Geleceğin iş dünyası artık çalışanlarında, evrensel bakış açısına sahip, parçaların önemini bilen ama sistemin bütününe odaklanabilen, anında ve hızlı davranabilme becerisine erişmiş, nerede ve hangi koşulda olursa olsun kendini doğru ifade edebilme davranışlarını aramaya başladı.
Rekabet ve yaşanan bu hızlı değişim özellikle kariyer hedefleri konusunda kafası netleşmemiş gençlere iki önemli mesaj vermektedir.
Kendinizi geliştirin ve dönüştürün.
Tekno-çağ dünyasının bilgisine ve hızına ayak uyduramayan herkes sıradanlaşacak, bu değişime ayak uydurabilen herkes ayakta kalacak ve rekabet gücünü koruyacak.
Aileler bilmeliler ki çocukluktan ergenliğe gelişim süreçleri içerisinde gence her bir dokunuş onun ileride seçeceği mesleğin belirleyicisi olabilir. Bu nedenle aileler, çocuklarının özelliklerini bilerek, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda onları yönlendirebilir ve yüreklendirebilirler.
Gençler ise bugünden yarına her yönüyle hızlı değişen toplumun ve iş dünyasının beklentilerini karşılayacak donanıma sahip olmayı, merak duymayı kendilerine görev edinmeliler. Bunun için de;
Meslek odaklı değil iş odaklı olmalılar. Hayat herkese eşit fırsatlar verir. Bazıları kendilerine verilen fırsatları iyi değerlendirir bazıları ise değerlendiremez. Başarılı olmak için hayatın kendilerine sunduğu fırsatları mutlaka iyi değerlendirmeliler.
Okunulan üniversite ve alınan diploma mutlaka önemlidir, ancak onların kariyeriniz için sadece birer araç olduğu unutulmamalıdır.
Bir meslek edinip master, doktora dereceleri aldığı halde ben bunu istemiyordum ben başka bir alanda mutlu olacağım diyen ve bu isteğini yerine getiren insanlar çoğu zaman hayatta başarılı olmuşlardır.
Mezun olduktan sonra iş seçimini yaparken asla dar çerçevede ve sınırlı seçeneklere kendilerini mahkum etmemelidirler.
Tek bir alanda değil çok farklı alanlarda kendilerini geliştirmelidirler.
Mutlaka özgün çalışmalar yapmalı, yapılanlar da gerçek hayatın içinden olmalı.
Çalışma hayatına mutlaka erken başlamalı, hayatı deneyimlemelisiniz.
Gelecek gençlerin yüzyılı, geleceğe alışa gelmiş her şeyin değiştiği bir yüzyıl olarak bakmalılar.
Ne iş yaparlarsa yapsınlar ama mutlaka en iyisini yapmaya çalışsınlar.
İçinde yaşanılan toplumu mutlaka iyi tanımalı ve dünyanın hangi yöne gittiğini iyi görmeli.
Kendi ilgi ve yeteneklerine uygun işlerde çalışmalılar
Hayal kurmalılar, hayalleri gerçekleştirmek için her zaman yeni fırsatlar olacak.
Hayatta kalıcı en önemli şey insan ilişkileri, aile, çevre ve edinilen dostluklardır. Sosyal biri olun, çevre edinin, dost edinin.
Her insanın içinde olan heves ve heyecan bir insan için en büyük zenginliktir.  Bu heves ve heyecanı kaybetmeyin.

Geleceğin meslekleri olarak öngördüğünüz meslekler nelerdir?

Hızla değişen teknolojiler, değişen coğrafi ve demografik yapılar, ekonomik dinamikler, yaşanan sosyo-kültürel dönüşümler her dönemde ve her toplumda iş ve meslek tanımlarını değiştirmekte yeni yeni iş alanlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Günümüz toplumunda, son yıllarda doktorluktan müzisyenliğe, öğretmenlikten bankacılığa, bankacılıktan şarapçılığa uzanan farklı başarı ve kariyer öyküleri hiç olmadığı kadar arttığını görüyoruz. Üniversitede verilen eğitimlerin yansıması olarak tıp, hukuk, mühendislik, gibi bir uzmanlığa endeksli meslekler dışında pek çok meslekte artık alınan eğitimin pek fazla bir önemi kalmadı. Birçok kişinin mezun olduktan sonra eğitim aldıkları bölümlerden ilgi ve yetenekleri doğrultusunda farklı alanlarda iş yaşamına atıldıklarını görmeye başladık.
Geleceğin toplumunda ise tüm öngörüler bilgi teknolojilerinin önemine ve değerine ilişkin. Matematik ve Fen Bilimleri dışında önde olacak olan meslek alanı yok gibi. Ancak mekaniğin ve nano teknolojinin bu kadar ön plana çıkarıldığı meslekler insanı kendisine bile yabancılaştıracak gibi görünüyor.
Geleceğin dünyası denildiğinde kaç yıl sonrasının dünyasından bahsedildiği önemlidir. Bugünden yarına 20 yıl sonrasının geleceği bugün ortaokulda okuyan çocukların dünyası anlamına gelir. Bu dünyada her şey makine ürünü olmayacaktır. Kültürel ve genetik yapımız evrime uğramadıkça eğitim sistemimiz ile de geleceği kurgulayamamışsak on yıllar sonra fen ve teknoloji alanında çığır açacak bir noktada olamayacağımız da görünüyor.
Buna rağmen geleceğin dünyasında geleceğin meslekleri arasında kuşkusuz bilgisayar programcılığı, yazılım mühendisliği, hukuk, doktorluk, biyoloji bilimi, eczacılık, mimarlık vb. meslekler yine geçerli olacak ancak ne iş yapılırsa yapılsın teknoloji ile bütünleşme, insan ilişkileri ve yaratıcılık artı önem kazanacak.
Gelecekte enerji, su, gıda mühendislikleri, savunma sanayii, uzay bilimleri, makine imalat, otomobil, bilgi ve iletişim teknolojileri ve sağlık sektörü ön plana çıkıyor. Bunun yanında en az bir yabancı dili bilmek, disiplinler arası düşünebilme, yaratıcılık, bilgi okuryazarlığı, insan ilişkileri, psikoloji ve toplum bilim önem kazanacaktır.

Alparslan DARTAN
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği
İstanbul Şube Başkanı

Benzer Yazılar