AKINSOFT Genel Merkez Tekno Haber AKINSOFT 08 Mayıs 2015 (0) (2651)

Türkiye’nin Einstein’ı Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU

oktay_sinanoglu1 Vatansever bir dahiyi kaybetmenin büyük acısıyla başlıyoruz maalesef yazımıza.. Dünyanın el üstünde tuttuğu bir aydınımızı kaybettik yolun ışıklarla dolsun OKTAY SİNANOĞLU…

O ün ya da şöhret peşinde olmadı hiçbir zaman, Türk’e dair ne varsa onu korumak için savaştı tüm hayatı boyunca. Gerçek bir vatanseverdi ve dünyada adından söz ettiren saygın bilim adamlarından biri olmayı başardı. 21. yy’ın en büyük bilim adamlarından biriydi Sinanoğlu…

Hiçbir zaman şekilci olmadı, sırtını bilime dayadı ve tüm gücünü bilgiden aldı. Sinanoğlu bir düşünce adamıydı, öncü yanı o kadar kuvvetliydi ki bir Türk olarak bununla gurur duymamak elde değil. 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını çözerek adını matematik tarihine yazdıran, DNA sarmalının açıklamasını en sağlam şekilde açıklayan, katıldığı tüm konferanslarda çok iyi ingilizce bilmesine rağmen sunumlarını Türkçe yaparak Türklüğünden taviz vermeyen, bilim dünyasının gözdesiydi o.
25 Şubat 1935 yılında, babasının Türkiye Başkonsolosluğu yaptığı dönemlerde İtalya’nın güneydoğusunda Adriyatik denizi kenarında bir liman kenti olan Bari’de doğdu. 1939 yılında İtalya’da II. Dünya Savaşının başlamasının ardından ailesiyle Türkiye’ye döndü Oktay SİNANOĞLU, sonradan Ted Koleji olan Ankara Yenişehir Lisesi’ne burslu öğrenci olarak girdi ve 1953 yılında bu okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla Kimya Mühendisliği okumak üzere ABD’ye gitti. 1956’da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley ‘n Kimya Mühendisliğini birincilikle bitirdi.

1957’de Massachusetts Teknoloji Enstitüsünü sekiz ayda bitirerek yüksek kimya mühendisi olan Sinanoğlu, “Alfred Sloan” ödülü aldı. 1959 yılında ise Kaliforniya Üniversitesi’nde kuramsal kimya doktorasını tamamlayan Sinanoğlu, 1960’ta Yale Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak göreve başladı.

Sinanoğlu, “Einstein” olarak nitelenmesine neden olan beş teorisinden ilki atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile 1960-1961 yıllarında “doçent” oldu. Sinanoğlu, bilim dünyasına 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını kazandırarak, 28 yaşında 20. yüzyılda Yale Üniversitesi’nde bu sanı kazanan en genç öğretim üyesi oldu ve “tam profesör” unvanını aldı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) mütevelli heyeti 1962 yılında aldığı bir kararla sadece Oktay SİNANOĞLU’na mahsus olmak üzere “Danışman Profesör” unvanını verdi.

“Türk Einstein’i” olarak anılması boşuna değildi. Sinanoğlu 21. yy’ın en genç profesörü unvanına sahipti. 1962 yılında henüz 26 yaşındayken, bürokratik işlemler 2 yıl sürdüğü için gazetelerde 28 olarak geçse de Yale üniversitesinde “en genç profesör” unvanını almıştır. O dönemde “Yale’de bir harika Türk”, “Altın Çocuk” ve “Bilimin harika çocuğu” manşetleriyle dünyaya tanıtıldı

oktay_sinanoglu2Bilimsel alanda yaptığı çok önemli işler dışında hayatını eğitimin Türkçe yapılmasına ve Türk kimliğinin hak ettiği yere gelmesine adayan bir aydındı.

Bir yazısında şöyle diyor Sinanoğlu; “Bana soruyorlar seni niye gizli cemiyetlere üye yapmadılar? Biz de dedik ki, arkadaş bizim gördüğümüz şimdiye kadar buralara alınmanın iki şartı var: vasıfsız olacaksın, bir de şerefsiz olacaksın. Yani bunlara baktığınız zaman bu adamların tek başına böyle bir cemiyet tarafından pohpohlanıp bir yerlere getirilmeden adam olacak ne bir yetenekleri vardır, ne de kendi başlarına fikirler üretecek, bir şeyler yapacak bir davası olmak gibi özellikleri yoktur. Bunlar plastikten adamlardır. Bu plastik adamlar vasıtasıyla işler yürütülür. İşte bir ülke içinden böyle fethedilir. Bunlar da dışarıda yayın yaptık diye övünürler. Ondan sonra da Türkçeyle bilim yapanı cezalandırırlar”

Göçmen Hamam’ı isimli kitabında ise şöyle diyor; “Türkiye’de 1953’e kadar orta/lise eğitimi, dünyadaki birkaç en iyi eğitimden biriydi. Türkçe olarak gördüğüm eğitimle, ABD’de en iyi üniversitelerde üç sınıf atladım. Mezun olduğum Yenişehir Lisesi’nde mezuniyetimin hemen ardından İngilizce eğitime geçildi. Bizim okuldan başlayarak bu işi başaran ‘Mr. Browning’ (Bu isim Sinanoğlu’nun, ABD’yi ‘Azmanistan’ olarak ifade etmesi gibi bir lakaptır), İngiltere Kraliçesi’nden 20 yıl sonra madalya aldı. O zaman kimse de ‘Kraliçe neden Türkiye’deki bir İngilizce öğretmenine madalya veriyor’ diye sormadı. Bir papaz gelse Türk okuluna ders verse, bilirsiniz ki, o papazdır ve misyonerdir. Temkinli olursunuz, papazın etkisinde kalmanız zor olur. Fakat aynı okulda kendi milletimizden birisi gelip misyonerliği yapsa daha etkili, derin ve sinsice olur. Osmanlı’nın son dönemindeki misyoner okulları, fesat yuvası oldular. Beşinci kol olarak düşmanla çalıştılar. Okullar silah deposu olarak kullanıldı. Atatürk bunları bildiği için bu okulları kapattı. Birkaç tanesi kaldı. Lozan’da bile kapatılamadı. Birkaç tane kalan bu okullarda atılan kötü tohumlar zamanla yeşererek bir hastalık gibi Türkiye’yi sardı.” diyor Sinanoğlu. Çünkü O Türkiye’nin savunmasının Türkçenin savunmasıyla başlayacağını düşünerek çıktı bu yola. Bilimini üretirken gönlünü bir kenara bırakmadı hiçbir zaman.
MEKANIN CENNET OLSUN VATANSEVER DAHİ

Benzer Yazılar