LEONARDO FIBONACCI

0
298

Pisalı Leonardo Fibonacci, Rönesans öncesi Avrupa’nın en önde gelen Matematikçisidir. Fibonacci için, “Matematik’i Araplar’dan alıp, Avrupa’ya aktaran kişi” denilebilir. Tahmini 1170 yılında İtalya’nın Pisa şehrinde doğan Fibonacci’nin kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Babası Guglielmo’nun takma adı Bonaccio idi ve bu ad, iyi tabiatlı veya sade ruhlu anlamına gelmekteydi. Annesi Alessandra, Leonardo 9 yaşındayken öldü. Leonardo babasının takma adını miras olarak aldı. İtalyanca Filius Bonacci, Bonacci’nin oğlu anlamına gelmekteydi ve Leonardo bu nedenle Fibonacci diye anılmaya başlandı. Babası Guglielmo Cezayir’in Bejaila limanı ile İtalya’nın Bugia kenti arasında bir ticaret postasını idare etmekteydi. Genç bir çocuk olan Leonardo babasına yardım etmek için onunla seyahat ederdi. Burada Hint-Arap sayı sistemini öğrendi. Babası ile birçok Akdeniz ülkesini gezen Fibonacci, dönemin önde gelen matematikçileri ile çalışma olanağı bulmuştur. Leonardo yaklaşık olarak 1200 yıllarında bu seyahatinden dönmüş ve 1202 yılına gelindiğinde 32 yaşında, öğrendiklerini “Abaküs kitabı” veya “Hesaplama Kitabı” anlamına gelen Liber Abaci isimli eserinde toplamıştır. Yayınladığı bu eserinde Hint-Arap Sayı Sistemi’ni Avrupa’ya duyurmuştur. Bu kitapta, ilkokulda öğrendiğimiz temel matematik (toplama, çarpma, çıkartma ve bölme) kurallarını birçok örnek vererek anlatmış. Araplardan öğrendiği biçimiyle, Hint rakamlarını sayılama yöntemlerini tanıtan bölümlerden sonra satış fiyatı, kâr, ücret ve karışım hesapları gibi gündelik yaşamı ilgilendiren bölümlere, arkasından da kimi eski Yunan, Çin ve Mısır gibi uygarlıklardan derlenmiş çeşitli bilmecelere yer vermiştir.

Fibonacci adını günümüze taşıyan ‘’İndirgemeli Dizilerin’’ ilk örneği olan ünlü ‘’Fibonacci Sayıları’’ ya da ‘’Fibonacci Dizisi’’de aynı kitapta tanıtılmıştır. Diziyi ilginç kılan şey ise, ilk olarak dizinin küçük üyelerinin doğada, beklenmedik yerlerde karşımıza çıkmasıdır; bitkiler, böcekler, çiçekler vb. şeylerle ilgili olarak… İkinci neden; oranların limit değeri olan 0,618033989 sayısının çok önemli bir sayı olmasıdır. ‘’Altın Oran’’ diye adlandırılan bu sayı Leonardo Da Vinci’nin resimlerinden eski Yunan tapınaklarına kadar birçok sanat eserinde ve doğada karşımıza çıkan bir sayıdır. Üçüncüsü ise; sayılar teorisinde beklenmedik biçimde farklı birçok kullanımı olmasıdır. Bu sayı dizisi, doğadaki birçok oluşumun düzeninde bulunduğu varsayılan Altın Oranı kapsar ve birçok bilimsel araştırmaya dayanak teşkil eder.

Liber Abaci, 13. yüzyıl Avrupa’sında çok ilgi görerek çok sayıda kopya edilir ve kilisenin yasaklamasına karşın Arap sayıları İtalyan tüccarlar arasında yayılır. Kitap dönemin Roma İmparatoru II. Frderick’in dikkatini çeker. Frederick bilime düşkün bir imparatordur. Bilim adamlarını korur. Bu nedenle kendisine Stupor Mudi (Dünya Harikası) denilmektedir. 1220 yılında Fibonacci huzura çağrılır. Frderick’in bilim adamlarından biri tarafından sınava çekilir. Sonunda Fibonacci imparatorun gözüne girer. Yıllarca hem imparatorla, hem de imparatorun dostlarıyla yazışır. 1225 yılında yazdığı Liber Quadratornum’u (Kare Sayıların Kitabı) imparatora ithaf eder. 1228’de Fibonacci, Liber Abaci’yi yeniden gözden geçirir ve kitabın bu ikinci yazılımını imparatorun baş bilimcisi Michael Socott’a ithaf eder. Bu tarihten 1240 yılına kadar Fibonacci’nin faaliyetleri hakkında hiçbir şey bilinmiyor. Bazı tarihi kaynaklara göre 1240’ta Pisa şehri kendisine, kente yaptığı hizmetlerden dolayı “20 Pisa Lirası” yıllık bağlamıştır. Bundan sonra ünlü matematikçi daha ne kadar yaşadı, bilinmiyor. 19. yüzyılda Pisa’da Fibonacci heykeli yapılmış ve buraya dikilmiştir. Heykel bugün Camposanto’nun batı galerisinde ve Piazza dei Miracoli tarihi mezarlığında bulunmaktadır.

LEONARDO DA VINCI’NİN İLHAM KAYNAĞI

CİZRELİ EL-CEZERÎ

İslam’ın Altın Çağı’nda çalışmalar yapan El-Cezerî’nin tam adı, Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El-Cezerî’dir. Doğum tarihine dair iki rivayet vardır. Bazı kaynaklarda 1136 yılında, bazı kaynaklarda ise 1153 yılında doğduğundan bahsedilir. Yukarı Mezopotamya’nın Cizre bölgesinde Tor (Dağkapı) Mahallesi’nde doğmuştur. Lakabını yaşadığı şehirden alan El- Cezerî, öğrenimini Camia Medresesi’nde tamamlayarak, fizik ve mekanik alanlarında yoğunlaşmıştır. El-Cezerî Diyarbakır Sultanı emrinde yaşamış, su robotları ve mekanik parçalarla çalışan başka makineler tasarlamış ve bunları hayata geçirmiş dâhi bir bilim insanıdır. Çoğu kaynakta Kürt kökenli olduğundan bahsedilir fakat Arap ve Türk kökenli olduğuna dair iddalar da mevcuttur. Kökeni ne olursa olsun, birçok kaynak onun için ‘’12. yüzyıl Müslüman Mühendisliğinin doruğuna erişmiş bir kişi’’ saptaması yapmaktadır.

Cizreli büyük mucit, fen ve teknik adamı; robot, saatler, su makineleri, şifreli kilitler, şifreli kasalar, termos, otomatik çocuk oyuncakları gibi 60 makinenin mucidi ve dünyanın ilk sibernetik bilginidir. El-Cezerî, robot teknolojisinin ilkleri ve en önemlileri arasında sayılabilmektedir. Batı literatüründe M.Ö. 300 yıllarında Yunan matematikçi Archytas tarafından buharla çalışan bir güvercin yapılmış olduğu belirtilse de, robotikle ilgili bilinen en eski yazılı kayıt, El-Cezerî’ye aittir. El-Cezerî’nin, Artuklu Hükümdarına bir robot yaparak takdim ettiği, otomatik olarak çalışan kendi kendine bazı hareketler yapabilen bu aletin, dünyanın ilk robotu olduğu tahmin edilmektedir.

Artukoğulları, Güneydoğu Anadolu’yu fethedince, Cizre’de buluşlar yapan El-Cezerî başkent Diyarbakır’a çağrılır. İcatları ile hükümdarın büyük takdirini toplayan El-Cezerî’den, o zamanlar resmi dil olan Arapça ile icatlarını bir araya toplayacağı bir kitap yazması, hükümdar tarafından istenir. Bunun üzerine “El-Câmi Beyne’l-‘İlm ve’l-‘Amel En-Nâfi‘ Fî Eş Şınaâ‘ti’l-Hiyel” adlı kitap ortaya çıkar. Bu eser 1990 yılında Kültür Bakanlığı tarafından, “Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap” adı ile Türkçe’ye çevirilmiş ve basılmıştır. El-Cezerî bu kitabın giriş bölümünde kitabı kaleme alış nedenini şöyle anlatır: ‘’Bir gün Sultanın huzurundaydım ve yapmamı emrettiği şeyi getirmiştim… Ne düşündüğümü anladı… Bana şöyle dedi; ‘Eşsiz araçlar yapmış, onları gücünle işler duruma getirmişsin. Seni yoran ve kusursuz biçimde inşa ettiğin bu şeyler kaybolup gitmesin. Benim için icat ettiğin bu araçları bir araya toplayan ve her birinden ve resimlerinden seçmeleri kapsayan bir kitap yazmanı istiyorum.’ Onun önerilerini kabul ettim. Gerekli çalışmayı yapmak üzere gücümü topladım ve bu kitabı kaleme aldım.’’ Bu kitapta 50 icadının ayrıntılı tasarımını verir. Bu araçların; 4’ü mumlu saat, 7’si eğlence amaçlı kullanılan çeşitli otomatlar, 3’ü abdest almak için kullanılan otomat, 6’sı su saati, 6’sı ibrik, 6’sı fıskiye, 4’ü kan alma teknesi, 4’ü kendinden ses çıkaran araç, 5’i suyu yukarı çıkartan araç, 2’si kilit, 1’i açı ölçer, 1’i kayık su saati ve Amid Kenti’nin kapısıdır. Günümüzde çalışmalarından ötürü “makine mühendisi” olarak anılabilir. Birçok otomatı su ile çalışması ve yapıtlarının bir kısmının su temini ve/veya uzaklaştırılmasının amaçlanması onun aynı zamanda çok iyi bir ‘su mühendisi’ olduğunun da göstergesidir.

Teorik çalışmalarından çok pratik ve ampirik çalışmalar yapan El-Cezerî’nin kullandığı bir başka yöntem de yapacağı cihazların önceden kağıttan maketlerini inşa edip geometri kurallarından yararlanmaktı. Eğitim gördüğü Camia Medresesi’nde fizik ve sibernetik alanlarında yoğunlaşması nedeniyle ilk hesap makinesinden asırlar önce aynı sistemle çalışan benzer bir mekanizmayı geliştirdiği saatlerde kullanmakla kalmayıp, otomatik olarak çalışan sistemler arasında denge kurmayı da başarmıştı. Bu araçlar hava, boşluk ve denge prensipleri ile çalışıyordu. Mekanik araçların inşasında hava ve boşluk kadar, denge de temel prensiplerden birini oluşturmuştur. Bu prensipler üzerine ilk çalışmaları Yunanlı Ctesibios (M.Ö. 3. yüzyıl), Philion ( M.Ö. 2.yüzyıl) ve Heron (M.Ö. 1.yüzyıl) yapmış olsada El-Cezerî’nin çalışmaları sayesinde bu prensipler dorun noktasına ulaşmıştır. O, bu araçları geliştirmekle kalmayıp bu araçlarda kullanılan özel parçaları da çok daha dakik ve hassas hale getirmiştir. Örneğin; çok hassas kefeler tarihte ilk kez El-Cezerî tarafından yapılmıştır.

Jacquard’ın otomatik dokuma tezgâhı, otomatik kontrollü makinelerin ilki sayılmasına rağmen, El-Cezerî bundan tam 600 yıl önce değişik haznelerdeki suyun seviyesine göre ne zaman su döküleceğine, ne zaman meyve ve içecek sunacağına karar veren otomatik hizmetçiyi geliştirmiştir.

El-Cezerî’nin kitabının üç nüshası 800 yıl boyunca kütüphanelerimizde yer almıştır. Fakat ilk olarak onu tanıtan kişi fizikçi Eilhard Wiedemann(1852-1928)’dır. Alman profesörü Wiedemann, onun icatlarını yeniden üretip, çalıştırmıştır.“Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap” çalışmasının orijinali kayıptır fakat bilinen 15 kopyasından 10’u Avrupa’nın farklı müzelerinde, 5 tanesi Topkapı ve Süleymaniye Kütüphanelerinde yer almaktadır. Ayrıca eserin Amerika Birleşik Devletleri’nin çeşitli müze ve koleksiyonlarında farklı yazmalardan koparılmış minyatürlü sayfalar sergilenmektedir. Onun icatlarının bu kadar önemli olmasının nedeni; ilk olarak mekanizmalarının çağının çok ötesinde olmasıdır. Enerji kaynağının, yönetim mekanizması ve geri besleme sistemlerinin tümü su, buhar gücü ve havanın itiş gücü ile yapılmış olması olağanüstüdür. Üstelik bu icatlar insani ve estetik değerlere sahiptir. Birçok kaynak El-Cezerî’nin, Leonardo Da Vinci’ye ilham kaynağı olduğunu söyler.

1233 yılında vefat etmiş olan El-Cezerî’nin mezarı, memleketi olan Cizre’deki Nuh Peygamber Camisinin avlusunda bulunmaktadır. Bugün günümüze ulaşmış 800 yıllık eserlerinden biri olan ‘Güneş Saati’ Diyarbakır Ulu Cami’de yer almaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here