Radyum Kızları

0
331

Radyum kaynaklı sağlık sorunları yaşayan ve bu sebeple yaşamını yitiren kadınların sayısı binleri buluyor. “Radyum Kızları”, açtıkları davalar ve ölümleriyle iş yasaları üzerinde, yaşadıkları tüm acılarla da radyoaktivite alanındaki bilimsel birikimimiz konusunda kalıcı bir miras bıraktılar.

Radyumun radyoaktif bir element olduğu ancak bunu henüz kimsenin bilmediği günlere, 1. Dünya Savaşının son günlerine gidiyoruz. Polonyalı kimyager ve fizikçi Marie Curie ve eşi Fransız fizikçi Pierre Curie uranyum filizi uraninit (pitchblende) üzerinde çalışırken uranyumdan, radyumu ilk kez elde ettiğinde insanlık çok heyecanlanmıştı. Karanlıkta soluk yeşil bir ışık yayan bu gizemli güç, tüketim çılgınlığı ve hayal gücü ile bir araya gelince her şeye radyum eklenmeye başlandı; diş macunu, güzellik kremi, şampuan, çikolata, boğaz pastili hatta suya bile…

Vücuda alınan radyumun yüzde sekseni dışkı yoluyla vücuttan atılır. Kalanı kan dolaşımına girerek genellikle kemiklerde birikir. Radyum ve radyum çürümeleri alfa ve gama ışınları yayar. Bu da hücre ölümü veya dezenformasyonuna yol açar. Daha bu zararların bilinmediği o dönemlerde, Alman bilim insanları çinko bileşimi karıştırılmış radyum radyoaktif tuzları ile karanlıkta parlayan bir boya ürettiler. Boyanın yaydığı soluk yeşil ışık ile askerler gece siperlerinde ve cephede saati rahatlıkla görebiliyordu. ‘’Undark’’ adı verilen bu boyalı saatler Amerika’da oldukça moda olmuştu. ABD Radyum Şirketi’ne altın çağını yaşatan, karanlıkta kadranları parlayan bu saatlere talep öyle artmıştı ki, yirmili yaşlarda birçok genç kadın işe alınmıştı. Kırk saatlik haftalık çalışma karşılığında genç kadın işçiler 18 dolar alıyor, üstelik boyadığı her bir saat kadranı başına da ilaveten 8 cent kazanıyorlardı. İş oldukça kolaydı. Bu rekabet ortamında işçiler, boyaya batırdıkları fırçaların uçlarını daha çok sivrileştirip güzel boyamak için ağızlarında fırçanın ucunu düzeltiyor, en mükemmel ve en çok boyayanlar hem para hem övgüyü alıyorlardı. Günde 100 kadran boyayan işçiler vardı. 1917-1926 yılları arasında yaklaşık 4000 kadın işçi bu şirkette çalışıyordu. Teker teker hastalanmaya başlayan genç kadınlara diş eti iltihabı, ülser hatta cinsel yolla bulaşan bir hastalık olan frengi teşhisi bile konulmuştu. Öyle ki dişçiye giden Amelia Maggia’nin, çekilen dişi ile birlikte çene kemiği de doku ölümü nedeniyle darmadağın olarak ağzından kopup gelmişti. Aynı bir bisküvi gibi kemikleri kırılıp, ağzından kan gelen, çene tümörleri oluşan, şiddetli ses yitimi (afoni) olan ve ağır anemi geçiren vaka sayısı giderek artıyordu. 1927’ye gelindiğinde bu kadınların ellisi hayatını kaybetmişti. Amelia Maggia ağır ses yitimi ve ağır anemi nedeniyle yaşamını yitirdiğinde daha 25 yaşındaydı. Ölüm belgesine teşhis; ülseratif mide iltihabı diye yazılmıştı. Birçok vaka bu şekilde geçiştirilip, kapatıldı.

Fabrikada çalışan genç kadınlar, o günlerde dünyanın en pahalı maddesi, bir gramı bugünkü fiyatı ile 2,2 milyon dolar olan radyumu, sudan, güzellik kremlerine, çikolatadan, diş macununa kadar her şeye katılmasından dolayı ‘mucize’ olarak nitelendiriyor ve maddeyi saçlarına, yüzlerine sürerek bunun kendilerini sağlıklı kılacağına inanıyorlardı. Bu işi havalı bulan genç kadın işçiler, kendilerini sanatçı olarak görüyor ve başka kadınları da fabrikada çalışmaya teşvik ediyordu. Bu sırada hastalık ve ölümler artmaya devam ederken ABD Radyum Şirketi, Harvard Üniversitesinde çalışan bir grup bilim insanına bu esrarengiz hastalık ve ölümleri araştırma görevi verdi. Araştırmada; çalışan kadın işçilerin ciltlerinde, saçlarında yüksek oranda radyum tespit edildi. Hatta işçilerin soluk verirken akciğerlerinden bile yine radyoaktif bir madde olan radon gazı çıktığını tespit ettiler. Araştırmacılardan biri olan Dr. Harrison Martland, araştırmasını biraz daha ileri götürerek daha önce fabrikada çalışmış ve beş yıl önce yaşamını yitirmiş genç kadın işçilerden birinin kemiklerini mezardan çıkarttırarak incelemeye göndermiştir. Sonuç beklediği gibiydi. Beş yıl gömülü kalmasına rağmen kemikler hala yüksek miktarda radyasyon yaymaya devam ediyordu. Dr. Martland, yapılan incelemelerin sonucunda saat kadranı boyayan genç kadınların esrarengiz hastalık ve ölümlerinin nedeninin radyum olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat ederek, bulgularını JAMA Dergisinde (Journal Of American Medical Association) yayınladı.

‘’Radyum Kızları’’ adı, bulguların yayınlanmasına takiben çekişmeli bir hukuk davasıyla basın tarafından ortaya çıkarıldı. Daha önce şirkette çalışmış ve ciddi şekilde hasta olan Grace Fryer, Quinta McDonald, Albina Larice, Edna Husman ve Katherina Schaub ABD Radyum Şirketi’ni dava ettiler. Bu beş kadın, kendilerine ‘’Living Dead ‘’ (yaşayan ölüler) adını vermiş ve bir mücadele grubu kurmuşlardır. Daha sonra bu gruba hastalanmış eski işçiler de katılmıştır. Şirket avukatları karşısında o kadar kolay olmayan bu davaya tarih almak bile çok uzun sürmüş. İşi bırakmalarına rağmen saçları parlamaya devam eden, verdikleri nefeste bile radon gazı olan genç kadın işçiler, kişi başı 250.000 dolar tazminat talep etmişlerdir. Fakat şirketin arkasındaki politik ve maddi destek çok güçlü olduğu için bu durum, davanın çok yavaş ilerlemesine neden olmuştur. Üstelik şirket avukatları çeşitli iftiralarla, kadın işçilerin gayri meşru ilişkiler içine girdiklerini savunarak, ölümleri frengiye bağlıyordu. Bu sırada Quinta’nın iki kalça kemiği kırılmış, Albina tamamen yatalak olmuş, Edna yürüyemiyor, Grace’de arkasında bir destek olmadan oturamaz haldeydi ve Edna gibi o da yürüyemiyordu. ABD Radyum Şirketi ciddi kanıtlarla sürekli davayı uzatıyordu. Sonunda genç kadın işçilerin vücutları o kadar deforme olmuştu ki, işçilerin ölmeden davanın bitmeyeceği anlaşılıp, mahkeme dışı yolla, yani arabuluculuğa karar verilmişti. İşçiler istediklerini alamayacak ama bu şaibeli dava bitecekti. Bölge yargıcı William Clark arabulucu olarak atandı. Bu sırada çene kemiği kopan Katherina Schaub, avukatına tarihe geçen meşhur soruyu sordu: ‘’Eğer 250.000 doları kazanırsam, cenazeme bir sürü gül alabilirim değil mi?’’

Dava sırasında 13 işçi daha yaşamını yitirmiş ve dava nihayet neticelendiğinde ise jüri; ABD Radyum Şirketi’nin her bir davalıya 10.000 dolar tazminat ödemesine, ölene kadar da 600 dolarlık aylık bağlanmasına ve tüm tıbbi bakım ücretlerini de üstlenmesine karar verdi. İlaveten, radyum boyası kullanımına ilişkin ciddi düzenlemeler getirildi. Ancak; undark boyası bütün bunlara karşın, 1960 yılına kadar saatlerde kullanılmaya devam edecekti. Dava kapandıktan sonra, şirket yöneticileri kamuoyunun kendilerine karşı kışkırtıldığını adil bir yargılama yapılmadığını söylediler. Hatta ileri giderek şirket başkanı şu talihsiz açıklamayı yapmıştır; ‘’Sanayinin diğer dallarında istihdam edilemeyecek kadar uygunsuz olan çok sayıda ama çok sayıda insana iş verdik. Kötürümler ve benzer şekilde engelli kişiler işe alındı. Ne var ki, bir nezaket hareketi olarak sayılması gereken davranışımız bize karşı döndü.’’

Radyum kaynaklı sağlık sorunları yaşayan ve bu sebeple yaşamını yitiren kadınların sayısı binleri buluyor. “Radyum Kızları”, açtıkları davalar ve ölümleriyle iş yasaları üzerinde, yaşadıkları tüm acılarla da radyoaktivite alanındaki bilimsel birikimimiz konusunda kalıcı bir miras bıraktılar. Bazıları 1950’lerde bilim insanlarının kendileri üzerinde bir takım incelemeler yapmasına gönüllü oldular. Radyasyonun insan vücudu içindeki yıkıcı etkileri konusunda bugün bildiklerimizin çoğunu, onlara borçluyuz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here