Dergi Özel Yazıları AKINSOFT 16 Ağustos 2018 (0) (752)

Bir Antik Mısır Tekniği: Mumyalama

Ölüm sonrası yaşam Mısırlılar için o kadar önemliydi ki ölüleri mumyalama işi Eski Mısır’da bir iş alanı oluşturmuştu.

Tarihte yer almış hemen her toplum, kendine has bir takım özelliklere ve uygulamalara sahiptir. Bu uygulama ya da özelliklerin oluşumunda yaşanılan coğrafya, dini inanışlar ve dönemin koşulları en belirleyici unsurlar olmuştur. Eski Mısır Uygarlığı denildiğinde ise akla ilk gelen konuların başında, Mısır Piramitleri ve elbette “mumyalama” tekniği gelir. Günümüzde elde edilen bulgulara göre bilinen en eski mumyalar M.Ö. 3000’li yıllara aittir. Mumyalama işlemi dünyada birçok medeniyette yapılmış olmasına rağmen daha çok Antik Mısır ile özdeşleşmiştir. Mısırlılar, ölümden sonra yeniden dirilişe ve ruhlarının tekrar bedenlerine döneceklerine inandıkları için bedenlerinin sağlam kalması amacıyla mumyalama tekniğini uygulamışlardır. Bu nedenle ölüyü koruyarak, ikinci bir hayata hazır hale getirmek için mumyalama işlemine büyük önem vermişlerdi. Bunun yanında sadece insanlar değil, ölümden sonraki yaşamlarında ihtiyaç duyabilecekleri kedi, köpek ve timsah gibi birçok farklı hayvanı da mumyalamışlardır.

Ölüm sonrası yaşam Mısırlılar için o kadar önemliydi ki ölüleri mumyalama işi Eski Mısır’da bir iş alanı oluşturmuştu. Bu büyük alan içerisinde; ölü yıkayıcılar, mumyalama işlemini gerçekleştirenler, keten kullanarak metrelerce uzunlukta kefen bezi yapanlar, bu keteni yetiştiren çiftçiler, mumyanın işlemlerinde kullanılan kimyasal maddeleri ve baharatları değişik ülkelerden getiren ve satanlar, mezar kazıcıları, mezar duvarlarını süsleyiciler ve duvar ressamları, rahipler, adak kurban satıcıları gibi birçok sosyal grup vardı.

Peki, mumyalama işlemi nasıl yapılırdı?

İnsan veya hayvan cesedinin çürümesini engellemek amacıyla çeşitli işlemlere tabi tutulması yöntemi mumyalama olarak adlandırılmıştır. Bir cesedi, belirli aşamalardan geçirerek, mumya haline getirme işlemi yaklaşık 70 gün sürebiliyordu. Öncelikli olarak mumyalanacak ceset “ibu” yani “arınma yeri” olarak adlandırılan yere getirilir ve burada mumyalama işlemini yerine getirecek kişiler (mumyacılar) tarafından, ölünün vücudu yıkanırdı. Daha sonra vücut potasyuma batırılır ve bir hafta geçmesi beklenirdi. Bir haftadan sonra ise organların vücuttan çıkarılma işlemine başlanırdı. Organların çıkarılmasına ilk olarak beyinden başlanırdı. Bunun için de, burun deliğinden bir metal çubuk sokulur ve bu çubuk ile beynin buradan akıtılması sağlanırdı. Sonrasında vücudun sol tarafında bir delik açılırdı. İç organlarının çoğu buradan çıkarılır ve yıkanarak natron olarak bilinen doğal sodyum karbonat ile kaplanırdı. Kalp ise, ölümden sonraki yaşamda kullanılacağına olan inanç ile vücuttan çıkarılmazdı. Çünkü kalp ölümden sonraki yaşam için gerekli olacak akıl ve duyguların merkeziydi. Organların çıkarılmasının sebebi ise vücudun ilk çürüyen bölümleri olmasıydı. Çıkarılan iç organlar dört ayrı çömleğe konulurdu. Kanope olarak adlandırılan bu vazo görünümlü çömlekler, Antik Mısır’da ölülerin mumyalanmış iç organlarının saklanması için kullanılırdı. Kanopelere, Mısır Mitolojisinde önemli bir yeri olan ve dört ana yönün koruyucusu olduğuna inanılan Amset, Hapi, Duamutef ve Qebehsenuf tanrılarının ismi verilmiş ve kapaklarında onların baş görünümleri tasvir edilmişti.

Daha sonraki aşamada cesedin tamamı mumyacılar tarafından, nemi emen koruyucu bir madde olan natron tuzuyla kaplanırdı. Bu tuzun içinde bekleyen ceset, 40 gün sonra kururdu. Vücuda, tamamen kurumaması ve daha esnek kalabilmesi amacıyla çeşitli yağlar sürülürdü. Sonrasında, kurumuş olan organlar da vücuda tekrar konulur ve cesedin şeklini koruması adına yağa, reçineye batırılan talaş ve saman gibi kuru maddeler vücuda yerleştirilirdi. Maddeler doldurulduktan sonra vücuttaki delik, palmiye ipliğiyle dikilir ve vücuda güzel kokan yağlar sürülmesi ile de sargı işlemine geçilirdi.

Mumyanın sarılmasına ilk olarak baş ve boyundan başlanır, ardından da el ve ayak parmakları teker teker keten ile sarmalanırdı. Kollar ve bacaklar ayrı sarılır, her katmanın arasına ölümden sonraki yaşamında kişiyi koruyacağına inanılan eşyalar ve değerli mücevherler yerleştirilirdi. Çok fazla bez kullanılarak beden sarılır, her kata bu bezlerin birbirlerine yapışmalarını sağlayacak reçine konarak güzel kokular sürülürdü. Sarılma aşamasında kullanılan yağ ve reçineler yoğunlaşarak katran kıvamına gelirdi. Bu nedenle bu kıvama, o dönem zift anlamına gelen “mumiya” adı verilirdi. Mumya ismi de zaten buradan gelmekteydi. Sarma işleminin bitmesinin ardından son olarak, cesedin etrafında dualar okunur ve mumya tabutların içine yerleştirilerek gömülme aşamasına geçilirdi.

Tıpkı mumyalama işlemi gibi o mumyanın gömülme süreci de Antik Mısır’da çok önemli bir yere sahipti. Mumyalama işlemi devam ederken, ölülerin gömülmesine yönelik çeşitli hazırlıklar yapılırdı. Çünkü ölen kişinin statüsüne göre bu hazırlıklar farlılık göstermekteydi. Zengin olan herkes mumyasını bir tabuta koydurabilirdi. Eğer ölen kişi kraliyet ailesine mensup biri ise birbirinin içine geçmiş birçok tabutu olabilirdi. Çoğu zaman bu tabutlar, lahit adı verilen taştan bir tabutun içine yerleştirilirdi. Bu tabutlar kimi zaman da yer altına yapılmış mezar odalarına konulurdu. Fakat bu da, zengin ve soylu aile mensuplarına tanınan bir ayrıcalıktı. Halk içerisinde varlıklı olmayan, sıradan kimselerin tabutları ise direk toprağa gömülürdü. Genel olarak hemen her ölünün değerli eşyaları, kanope içerisindeki iç organları, onu koruduğuna inanılan küçük heykelcikler de tabutla birlikte mezara konulurdu.

Mısır’ın dini literatüründe ölümden sonraki yaşam inancı oldukça önemli bir yer ediniyordu. Bu nedenle bedenin tam bir şekilde korunması çok önemliydi. Öyle ki, herhangi bir uzvu eksik olan kişilere, mumyalanmasının ardından ölümden sonraki hayatında zorluk çekmemesi için tahtadan yapılma protezler dahi takılırdı.

Benzer Yazılar