SANAL DÜNYADAN GERÇEK DÜNYAYA

0
279

İnsanoğlu yüzyıllardan beri teknoloji ile gelen rahatlık ile bir cihazın fiziksel dünyaya olan etkisini gördükçe büyülenmiştir. Bu yolda, sanal gerçeklik ve 3 boyutlu gözlüklere benzer teknolojiler geliştirirken diğer yandan; kendilerinin kontrolünde, hem şov amaçlı hem de günlük işlere yardımcı olabilecek, insan hayatına katkıda bulunabilecek makineler geliştirmek istemiştir. Tıpkı yıllar önce, sanayi alnında insanın iş yükünü hafifletecek makineler üretmesi gibi. Bir süre sonra bu makineler, sanayi üretiminden çıkıp sosyal hayatta yer edinmeye başlamıştır. İnsanların bu devasa makinelere bakışı nasıl büyüleyiciyse, insansı robotların insan hareketlerini yerine getirmesi de her zaman büyüleyici olmuştur.

İnsansı robot denince akla gelen ilk şey, insana benzer olmasıdır. Bu da robotun üretimini ve gelişmesini gerçekten zor bir duruma getirir. Çünkü insanoğlu, gerek biyolojik gerekse psikolojik açıdan çok karmaşık bir canlıdır. Bunun modellenmesi de hiç kolay değildir. Bir insanda kaslar hangi görevi yapıyorsa, robottaki ‘aktüatörler’in de aynı fonksiyonu yapması gerekir. Bunun yanında robottaki bilgisayar, insan beyninin yerine getirdiği işlemleri yapmalıdır. Eklem yapısı insanın eklem yapısı ile benzer şekilde tasarlanmalı ve buna en yakın şekilde modellenmelidir. Robotlara tasarlanan kafa, el, kol ve yürüme mekanizmaları, insanın yaptığı davranışlara benzer hareketler yapmalıdır. İşte tüm bu süreçlerde, mühendisin ilk işi iyi bir gözlemci olmasıdır. Doğayı incelemeli, anlamalı ve analiz etmelidir. İlk insanlardan günümüze kadar olan süreçteki gelişim ve değişimi düşünmeli, kendisini bir robot yerine koymalı; yeri gelince bir motor, bir elektronik devre ya da bir kod bloğu gibi düşünebilmelidir. Düşünmesi, hissetmesi gerekir ki robot insana özgü olan hareketleri başarıyla gerçekleştirebilsin. Bu noktada birçok disiplin işin içine girmektedir. Öncelikle robotik sistemde ki mekanik altyapı, insansı altyapıyı destekleyecek şekilde tasarlanmalıdır. Aktüatörlerin bu mekanik aksamı güzel hareket ettirebilmesi ve yazılımın da tüm bu sistemi kontrol edip robotu hareketlendirmesi gerekir.

Robotların insansı hareketlerinde; insanlara hitap edecek en önemli nokta fiziksel programlamadır. Fiziksel programlama denince akla gelen ilk şey; somut bir varlığın fizik kurallarına dayanarak yazılım ile dış ortamdan gözlemlenebilir sonuçlarını almaktır. Bu işlem modüler olarak yapılmalıdır. Örneğin; sistemde kol uzvundaki omuz, dirsek, bilek gibi eklemlerin hepsi ilk başta ayrı ayrı düşünülmelidir. Bu durumda ilk çekirdek yazılım, diğerlerinden bağımsız kendi içinde o eklemi kontrol edebilmelidir. Daha sonra her eklem, ait olduğu uzuvda bulunan iletişim hattına ve kendi uzvunun efendisine bağlanır ve ondan emirleri bekler. Bu durumu insandaki bir kol gibi düşünebiliriz. Her eklemimizi ayrı ayrı hareket ettirebiliriz. Tıpkı sadece bileğimizi bükmek gibi. Fakat bir merkeze bağlanmasının nedeni, yeri geldiğinde yüksekteki bir cismi alacağımızda kolumuzla oraya ulaşabilmek için her eklemimizi değişik hareket ettirebilmemizdir. Robottaki kol yapısı buna uygun olmalıdır. Bu nedenle robottaki her eklem bir efendiye bağlanır. Bu efendilerin ise bir üst katmana bağlı olması gerekir. Çünkü robotun, hareket halindeyken kolunu kaldırdığında; yürüyor mu yoksa duruyor mu olduğunu bilmesi gerekir. İnsan beyni bu davranışların tüm kontrollerini farkında olmadan yapmaktadır. Bu işlemler robotlarda sensörler ve yazılım ile sağlanmaktadır.

Normal programlamada yazılan tüm kodlar sanal dünyada kalır. Robotikte yazılan kodlar, gerçek dünyada sonuçları görülen ve test edebilen bir çalışma alanıdır. Kodlar, çıktıları gerçek dünyada gözlemlenebildiği için tüm ayrıntıları düşünülerek yazılırken; yerçekimi, sürtünme, eylemsizlik gibi etkiler göz önünde bulundurulur.

Biri bize seslendiğinde kulağımız devreye girer, tanıdık bir simayı gözümüzle hemen tanırız. Bu şekilde tokalaşır ya da jest ve mimiklerimizle konuşmaya başlarız. Robotlar ise dış dünyadaki bu etkenleri sensörler vasıtasıyla kendi sistemine işler. Bu şekilde gerçek dünyadaki görüntüler, sesler, kokular hatta belki tatlar, sensörler ile sanal dünyaya ve yazılım evrenine geçirilebilir. Sanal ortamda bu veriler alınıp işlenir ve akabinde sisteme bağlı sonuçlar tekrar gerçek dış dünyaya aktarılır. Bir robotun bir insanı tanıyınca selam vermesi, elini kaldırması robotların gittikçe insanlaştığını göstermektedir.

İnsan sistemindeki altyapı, robot sistemindeki altyapıya bindirildiğinde, robotun kolunu kaldırması veya kafasını yana çevirme işlemi çok basitleşecektir. Çünkü sistemde her eklem görevini bilmektedir ve yapacağı işler bellidir. Örneğin; bir insan kafasını 180 derece döndüremez. Robot da bunu bilir ve sağa-sola belli açılarda kafasını hareket ettirir. En dipteki karmaşık yapı üst katmanlara ulaştıkça kolaylaşır. Kol kaldırma hareketinin insansı harekete benzemesi için, yapay zekânın alt kısmındaki katmanlar, koldaki eklemleri belli açılara göndermektedir. Burada düşünülmesi gereken diğer bir konu ise eklemlerin birbiriyle uyum ve senkron halinde hareket edebilmesidir. Bir robottaki eklemler senkron halinde hareket ettiğinde daha akıcı hareket gözlemlenir. Çünkü hiç kimse el sallayacağında; öncelikle omzunu kaldırıp, sonra dirseğini büküp bu işlem bittiğinde bileğine hareket vermez. Hepsi aynı anda istenen görevi yapacak şekilde hareket eder. Bir eklemin hareketi diğer eklemin hareketini bozmamalıdır. Robotlarda da bu şekilde tüm eklemler bir düzen içinde senkronize hareket eder.

İnsan beyni, vücudundaki tüm sistemin hareket ve davranışlarını kontrol eder. Robotlarda da bu davranışlar yapay zekâ ile sağlanmaktadır. Bahsedilen tüm bu sistemleri, yapay zekâya bağlı olarak hareket ettirdiğimizde insansı hareketleri robotlarda görebilir, insansı duyguları, mimikleri, diyalogları da robotlarda bulabiliriz.

Bir mühendisin en mutlu olduğu anlarından biri; tasarladığı ya da yazılımını yaptığı bir robotun çalışmaya başladığında, bilgisayar ekranında yaptığı, düzenlediği, düşündüğü eylemleri robotun üzerinde çalışır vaziyette görebilmesidir. Çünkü robotu programlamak, ona göre oyun gibidir. Bazen robotun kolunu çok hızlı kaldırdığında ya da yanlışlıkla robotun yürümesini maksimum hıza çıkardığında, robotunun inanılmaz derecede hızlı ve atik olması yazılımcısını bile şaşırtır ve korkutur.

Robotların gerçek dünyaya bu denli güçlü etkisinin olması insanoğlunu bir nebze de olsa korkutuyor. Robot geliştiriciler bu konuda son derece ihtiyatlı olmalıdır. Art niyetli insanların eline geçebilecek robotik teknolojiler, ileride belki de insanoğluna büyük zararlar verecek. Bir insanın yumruğu ile bir robotun yumruğu arasında bir hayli fark olacak. Bir asker elindeki silahla düşmanına kurşun sıkarken belki çoğu kurşunu ıskalayabilir, fakat bir robot ıskalamamaya programlandıysa hedefini tam isabet ettirecektir. Bu konuda robot geliştiricilerin özverili ve iyi niyetli olmaları gerekir. Bu şekilde bir bilgisayar aracılığıyla, sadece programlar ve yazılım ile üretilen robotların, ileride insanlardan daha zeki ve güçlü olup, bizlerle dolaşacağı ve yaşayacağı günler hiç de uzak değil.

Gelecek günlerin planını şimdiden hazırlayan AKINROBOTICS, tüm dünya adına çok daha güzele ulaşmak için robotlara; günlük rutin işlerde ve beden gücü gerektiren alanlarda hizmet verdirip insanlığa ve bilime faydalı olacak projelerle yıkıma değil; hayata ve insanın varoluş nedenine odaklanıyor olacaktır. 

Çünkü insana değer...

AKINROBOTICS

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here