ANTİK UZAYLILAR

0
43

Günümüz dünyasında bile varlığı kesin olarak kabul edilmemiş olan “Uzaylılar” konusunda büyük bir tartışma devam ederken, “Antik Uzaylı” da nedir acaba?

Bugüne kadar dünya üzerinde çeşitli bölgelerde, gizemi hala çözülememiş birçok yapı keşfedildi. Bunlar çok eski zamanlardan günümüze ulaşmış kalıntılar. Ancak hepsinin ortak bir noktası var; yapıldıkları veya inşa edildikleri dönemin şartlarına göre insan eliyle yapılamayacak kadar tuhaf ve dönemin bilgi birikiminin çok üzerinde özelliklere sahip olmaları. Bu yazımızda en bilinenlerine yer verdik.

Nazca Çölü’ndeki gizemli ve devasa çizgiler

Nazca Çölü; Ant Dağları ile Güney Peru’nun Pasifik Okyanusu kıyıları arasında bulunan kurak bir bölge. Bölgede bulunan devasa çizgiler ilk kez 1927 yılında, Perulu harita uzmanı Toribio Mexta Xesspe ve ekibinin bir keşif uçuşu esnasında keşfedildi. Oldukça ilginç, geometrik ve hayvan figürleri şeklinde olan ve her biri devasa büyüklükteki bu şekiller, keşif ekibini hayretler içerisinde bıraktı. Sinekkuşu, balina, pelikan gibi hayvan resimlerinin yanı sıra; o bölgede hiç yaşamamış olmasına rağmen maymun resimlerinin de çizilmiş olması keşif ekibini şaşırtan diğer bir durumdu. Bu şekillerin diğer özelliği, ancak 3000 metre yüksekten bakıldığında neye benzediğinin anlaşılabiliyor olması. Bu yüzden bazı insanlar bu şekillerin, binlerce yıl önce uzaylılar tarafından insanlarla ilişki kurmak amacıyla çizildiğine inanıyor. Ne var ki bu inanışı ispatlayacak herhangi bir kanıt şimdiye kadar bulunamadı.

Stonehenge Anıtı

Bir diğer şaşırtcı yapı ise; İngiltere’nin Wiltshire bölgesinde bulunan ve İngilizce “asılı taşlar” anlamına gelen Stonehenge anıtı. 900 taştan oluşan bu yapı, dünyanın en çok bilinen anıtlarından birisi konumunda. Stonehenge; astronomi, geometri ve paganizm ile bağdaştırılmaya çalışılsa da bu konu hakkında bilimsel bir veri bulunamadı. Neolitik Taş Devri ve Bronz Devri dönemine ait bu devasa taş yapıların meydana getirdiği topluluk, mezar höyükleri ile çevrelenmiş durumda. Bilinen verilere göre, günümüzden yaklaşık 5.000 yıl önce şekillendirilen dev taşların en büyüğü 9 metre uzunlukta ve 25 ton ağırlığında. Bluestones (Mavi Taşlar) olarak adlandırılan daha küçük boyutlardaki taşların ise her biri en az 4 ton ağırlığında ve Galler’in batısından yaklaşık 220 kilometre uzaklıkta bir bölgeden getirildikleri varsayılıyor. İki dikey taşın üzerinde bulunan yatay taşlar ise yaklaşık 7,5 metre yükseklikte. İnşa sürecine dair hiçbir kanıtın bulunamadığı Stonehenge’in yapılış amacı günümüzde hala gizemini koruyor. Yapılış amacı net olarak bilinmiyor olsa da, yapımı esnasında matematik ve geometriden faydalanıldığı bugün tüm kesimlerce kabul edilmekte. Zira günümüz şartlarında bile böyle bir yapıyı oluşturabilmek için yaklaşık 30 milyon saat çalışmak gerekli. Bu nedenle de bölge halkı, yapının uzaylılar tarafından inşa edildiğine inanıyor. Her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği Stonehenge, Orta Çağ dönemine ait dünyanın 7 harikasından biri kabul edilerek UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı.

 

Mayaların lahitlerinde bulunan gizemli kabartmalar

Kendi takvimlerine göre 2012 yılının Aralık ayında dünyanın sonunun geleceğini belirtmiş olan Maya Uygarlığında da, dünya dışı varlıklarla temas kurulduğuna dair işaretler görülmekte. Mayalar; astroloji, matematik, tarım, biyoloji, fizik ve kimya gibi birçok alanda son derece ileri seviyedelerdi. 21 Aralık 2012 tarihinde biten takvimlerinin başlangıç tarihi ise M.Ö. 1300’dü. Henüz kendilerinin bile dünyada olmadığı bu zamanda başlayan takvim, birçok cevapsız soruyu da beraberinde getirmekte. Bu soruların belki de en önemlisi, ileri seviyede bulundukları alanlarla ilgili o kadar bilgiyi nasıl edinmiş olduklarıdır. 7. yüzyılda, bugün Meksika’nın konumlandığı bölgede yaşamış olan Maya Uygarlığının başkenti Palanque’yi yöneten Büyük Pacal’ın lahit odası bir piramidin içine gömülmüş olarak bulundu. Yazıtlar piramidinin içinde yer alan bu lahitte, Mayaların sanat yaşamını gösteren kabartmalar ve hiyeroglifler mevcut. Bu kabartmaların bir tanesinde Pacal, yerden yükselmekte olan bir uzay gemisinin içinde tasvir edilmiş. Dikkatli bakıldığında sırtında bir oksijen tüpü olduğunu, bir elinin kontrol panelinde, bir ayağının ise pedalda olduğu görülebiliyor. Tasvir hakkında bugüne kadar net bir açıklama yapılmış değil.

Ve Sümerler…

“Gökten inen Tanrıların uygarlığı” olarak anılan, dünya dışı varlıklarla temasa geçtikleri düşünülen ve bilinen ilk uygarlık olan Sümerler, dünya kültür mirasına önemli katkılar sağlamış büyük bir medeniyettir. M.Ö. 4000 yılı itibariyle tarih sahnesine giriş yapan ve Mezopotamya bölgesinde yaşamış olan Sümerler, bilim ve teknik konusunda içinde bulundukları çağın çok ötesindeydiler. Öyle ki yaşadıkları bölgede, bugünün teknolojisiyle bile açıklanamayan pek çok kalıntılar bulunmuştur. Bazı Sümer tabletlerinde Güneş Sistemi açık bir şekilde resmedilmiştir. Güneş Sistemi içerisinde bulunan gezegenlerin keşfi bile yakın bir zaman içinde gerçekleşmişken, Sümerler nasıl oluyordu da binlerce yıl öncesinden gezegenleri ve yerlerini bilebiliyorlardı? Bunun yanında günümüzde kullanılan takvim düzenine benzer bir şekilde 30 günlü 12 aydan oluşan bir takvim kullandıkları bilinen ve yaklaşık 6.000 yıl önce yaşamış olan bu medeniyet, nasıl olur da bu denli gelişmiş olabiliyordu? Ayrıca Sümerler, Tanrılarını tasvir ederken en çok yıldız veya yıldız etrafında dönen gezegen sembollerini kullanmışlar. İnanışlarına göre Güneş Tanrısı Utu, Aşk Tanrısı İnanna ve Gökyüzü Tanrısı Enlil uzaydan gelmiştir. Sümer tabletlerinde Anunnakiler olarak ismi geçen bir topluluktan da bahsedilir. Anunnaki Sümer dilinde “Gökten inen 50 ler” anlamına geliyor. Tabletlerde aktarılan hikayede; insan ırkının uzaylılar tarafından, kendi DNA’larının kopyalanması ile yaratıldığı anlatılıyor.

Bugün internette, uzaylıların dünyamızı ziyaret ettiklerine dair çoğunluğu amatör çekimler olan pek çok video ve fotoğraf kaydı görmemiz mümkün. Fakat hemen hemen hepsinin görüntü hilesi veya montaj olduğu düşünülmekte. Peki, binlerce yıl önce dünyayı ziyaret ettiği ve hatta burada yaşadığı düşünülen “Uzaylılar” gerçekten var mıydı? Onların varlığına kanıt aramamıza neler sebep oldu? Antik çağlarda dahi dünyamıza geldikleri düşünülen bu varlıklar, hangi amaçla gelmiş olabilirler? Tüm bu sorulara verilebilecek yanıtlar elbette kesinleşmiş değil. Burada anlatılanlar ise; bilim insanlarının mevcut verilerle ulaştığı sonuçlar ile araştırmacılar, arkeologlar ve tarihçiler tarafından şimdiye kadar edinilmiş bilgilerin sadece bir kısmını içermektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here