TRANSHÜMANİZM

0
89

Transhümanizm ile uzuvları biyonikleşen insanoğlunun, duyguları da mekanikleşecek mi?

Evinize gelen ilk çamaşır makinesini hatırlıyor musunuz? Ya da kullandığınız ilk cep telefonunu? İlk filmleri izlediğiniz, kocaman tüplü televizyonları peki? Şimdi düşününce ne kadar da ilkel geliyor değil mi? Zaman içinde insan tarafından geliştirildiler ve bugünkü hallerine ulaştılar. Her şeyi geliştirerek “mevcut iyi” ye ulaştıran insan, kendini de geliştirme çabası içerisinde. Bu; bilişsel anlamda eğitilerek sağlanan bir gelişme değil, biyolojik olarak da bambaşka bir hale gelişin yaşandığı bir süreç… İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana insanoğlu kendini yenilemeye ve geliştirmeye devam ediyor. Buna evrim demek yanlış olur. Çünkü evrim, doğal yollarla oluşan bir durum. Ele aldığımız konu ise tamamen insan tarafından müdahale edilerek oluşturulan, aklın sınırlarını zorlayan muhteşem bir dönüşüm; Transhümanizm.

Transhümanizm, insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin arttırılması, insan bedeninin fiziksel zaaflarının ortadan kaldırılması ve var olan fiziki koşullara uyum sağlayabileceği özellikleri geliştirmesi amacıyla teknoloji ve bilimden faydalanmayı esas alan bir uluslararası entelektüel ve kültürel harekettir. Kısaca, teknoloji vasıtasıyla sadece nesnelerin değil insanların da geliştirilmesi akımıdır. Transhümanizm kavramını ilk kullanan kişi olarak bilinen biyolog Julian Huxley, 1957’deki bir yazısında transhümanizmi “İnsan olarak kalan fakat kendisini aşarak insan doğasının yeni imkanlarını, yine kendi doğası içinde keşfeden insan” olarak tanımlamıştır. O dönemden bugüne transhümanizm kavramı; zaman içerisinde çok farklı süreçlere maruz kalmış ve 1980’lerde California’da bir grup gelecek bilimcisinin o zamana kadar yaşanmış olan gelişmelerin ışığında transhümanist hareketi oluşturmasıyla bugünkü anlamına ulaşmıştır.

Transhümanizm kavramını ele almadan önce, her şeyin merkezine insanı koyan hümanizm düşüncesine değinmek gerekir. Hümanizm denilince genellikle aklımıza insan sevgisi, hoşgörülü yaklaşım gibi kavramlar gelir. Ancak hümanizmin bunlarla neredeyse hiç ilgisi yoktur. Hümanizm en temel haliyle; Tanrı, din, mitoloji, kader gibi doğaüstü kavramlardan bağımsız olarak insanı ve karar verme mekanizmasını en tepeye koyar. Bu insancıl düşüncenin asıl amacı, insan yaşamını en iyi noktaya taşımak ve gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmaktır. Transhümanizm ise bir bakıma hümanizm düşüncesinin devamı sayılır. Nitekim hümanizm kavramının sembolü İngilizce’de “İnsanlık” anlamına gelen “Humanity” kelimesinin baş harfi “H” iken transhümanizm ise “H+” olarak sembolize edildi. Transhümanizm kavramsal olarak 1950’li yıllarda kullanılmaya başlanmış olsa bile düşünce akımı olarak 1980’li yıllarda kendini gösterebilmiştir. Bunun en önemli sebebi bilim ve teknolojide görünen gelişmelerdir. Günümüzde yapay zekâ, genetik ve tıp alanlarında gelinen ve yakın zamanda daha da gelişeceği öngörülen mevcut durum, transhümanizm düşüncesinin popülerliğini git gide arttırmaktadır.

Transhümanist düşünce iki şeye neden olur. Birincisi; mevcut gidişata göre gelecek teknolojilerin nasıl gelişeceğini ve bizi nasıl etkileyeceğini analiz eder. İkincisi ise; mevcut ve gelecek teknolojilerin kullanımı ile yarar sağlayacak toplumsal değişimlerin ortaya konulmasını sağlar. Transhümanist düşüncenin üç ana amacı;

Süper yaşam süresi,

Süper zekâ,

Süper sağlık.

Bu üç kavram, insanlık adına sıra dışı dönüşümlere neden olacakları için “3 Süperler” olarak ifade edilir. Her gün ortalama 100.000 insan yaşlanmanın neden olduğu hastalıklar yüzünden ölüyor. Fakat nedense hiçbir devlet ya da kurum, yaşlanmayı küresel öncelikler listesine koymuyor. Yani hastalıklar ile mücadele ederken, yaşlanma sebebi ile ölümü kabullenmiş durumdayız. Oysa modern tıp bizi canlı ve sağlıklı tutmakla yükümlüdür. “Ne kadar yaşayabiliriz?” sorusu “Ne kadar yaşamak istiyoruz?” sorusuna dönüştüğünde, insanlık süper yaşam süresi için ciddi çareler arayacak ve transhümanizm düşüncesi ışığında hareket edecektir.

Fütürist düşünür Ray Kurzweil’e göre teknoloji geliştikçe biz de bu teknolojiye ayak uydurmak adına vücutlarımızı ve hatta beynimizi değiştireceğiz. Peki bu neyin göstergesi? Elbette yapay zekânın yükselişi ile orantılı olarak süper zekânın. Artık iyiden iyiye yapay zekâlarla hayatımızı sürdürmeye başladık. Şimdilik eşyalarımız ve nesnelerimiz yapay zekâ ile tanışsa da transhümanizmin bir diğer amacı olan süper zekâya ulaşmak düşüncesi, bununla yetinmiyor. Yapay zekâ ile bütünleşme ve onun tüm yeteneklerine sahip olunacağı fikrinin, bir bilim-kurgu filmi senaryosu gibi görülse de yakın zamanda mümkün olacağı düşünülüyor.

Transhümanizmin 3. ve belki de kulağa en hoş gelen amacı; süper sağlık. Düşünsenize; bebeğinizin daha anne karnındayken hangi hastalıklara dahası hangi ruhsal bozukluklara sahip olacağı bile tespit edilerek önlem alınabilecek. Bu muhteşem! Filozof David Pearce’e göre tüm bilinçli ruh hallerimizden, hislerimizden ve duygularımızdan beyin kimyamız sorumlu. Dolayısıyla bu kimyasal durumu kontrol etmesini öğrenirsek yaşamımızı zorlayan kötü duygu ve düşüncelerden bile arınabileceğiz.

Aslında şu an bile bizler birer transhümanız. Zaten teknoloji ile iç içeyiz ve bir değişim süreci içine çoktan dahil olmuş durumdayız. Mesela yapay organlar üretmeye başladık, kaybettiğimiz uzuvların yerine biyonik uzuvlar yerleştirilebiliyor. Organik ve yapay uzuvların bir arada uyum içinde aynı bedende yaşadığı, “yarı canlı, yarı robot” olarak bildiğimiz “Cyborg” kavramı dahi insanlığın gündeminde. Çok yakın bir zamanda bu gelişmeler daha da hızlanacak. Bu sebeple, insan gelişiminin bir sonraki evresi ile ilgili aktif, bilgili ve katılımcı olmamız gerekli. Aslına bakarsanız, insanın en ilkel şartta yaşayanı bile transhümandır. Çünkü doğanın ona sunmadığı alet, teknik ve yöntemleri icat edebilmiş ve bunlarla bir bakıma yaşamını üst seviyeye taşımayı amaçlamıştır. Tarihe iz bırakan ya da gereksiz olarak görebileceğiniz tüm buluşlar, transhümanist bir yaklaşımın eserleridir. Bunları kullanan insanlar, doğanın en vahşi yaratığı olmaktan çıkıp post-insan olmaya doğru adım atmış insanlardır. Transhümanist düşünürler de insanın bu gelişmiş yeteneklerinden ötürü “post-hüman” adını almayı hak edecek olan bir varlığa dönüşeceği öngörüsündeler.

Bir liderleri bile olmayan ve yalnızca insan yaşamını en üst seviyeye taşımak için çalışan bu insanlar topluluğu ya da akımı hakkında yanlış bilinen bazı gerçekler de yok değil. Örneğin; bu kavrama ideolojik bir akım olarak yaklaşmak, onları bir tarikat gibi görmek veya bir kazanç amacı taşıdıklarını düşünmek en bilinen yanlışlardan. Öyle ki bazı çevreler tarafından, ‘Tanrı’ya karşı gelme, kadere hükmetmeye çalışma’ olarak da görülebiliyor. Nitekim buna benzer düşünceler teknolojinin gelişim gösterdiği her dönemde ortaya çıkmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here