Astronom, Matematik Bilgini ve Hükümdar: ULUĞ BEY

0
31

Türk dünyasının 15’inci asırda yetiştirdiği en büyük astronomi bilgini ve Timur Han’ın torunu ve Timur İmparatorluğu’nun 2. Hükümdarı Şahruh’un oğlu olan Uluğ Bey, 22 Mart 1394’te Güney Azerbaycan’daki Sultaniyye’de doğdu. Asıl adı Muhammed Taragay olan Uluğ Bey, sarayda iyi bir öğrenim gördü. On bir yaşında Kur’an-ı kerimi ezberledi. Arapçayı mükemmel bir şekilde öğrendi. Fen bilimleri ve astronomiye merakı, kendisini dünya tarihinin en büyük astronomlarından biri haline getirdi. İlim adamlığı yanında devlet adamlığı vasfı da yüksek olan Uluğ Bey, Semerkant’ta 38 yıl hükümdarlık yaptı. Bir akademi haline getirdiği sarayı, devrin meşhur alimlerinin toplanıp tartıştığı bir mekân oldu. İktidar döneminde, başta Semerkant ve Buhara olmak üzere tüm ülke, Türk mimarisinin seçkin eserleriyle donatıldı.

13 yaşında iken Horasan ve Maveraünnehir eyaletlerine hakan vekili oldu. Başkent seçtiği Semerkant’ta, müstakil bir hükümdar gibi hareket etti. 1446 yılında babası hükümdar Muînüddin Şah Ruh´un ölümü üzerine hükümdar oldu. Saltanat yılları sırasında matematik ve astronomi ile yakından ilgilendi. Uluğ Bey hakan olunca, Osmanlı Devleti ile münasebetlerini sıklaştırmaya ve geliştirmeye gayret etti. İki Türk ülkesi arasında elçiler gidip gelmeye başladı. O, savaştan çok kendisini bilime adamış bir hükümdardı. Zamanın bilginlerini sarayına topladı ve onları korudu. İnceleme için Çin’e heyetler gönderen Uluğ Bey, Semerkant’ta bir medrese, bir de rasathane yaptırdı. Astronomi ilminin gelişmesine çalıştı. Bu rasathane orta çağdaki astronomi bilgisini en yüksek düzeye ulaştırdı.

Uluğ Bey´in yeryüzünde bir karış toprak bile fethetmek gibi bir ihtirası yoktu. Onun bütün merak ve hevesi yeryüzünde değil, gökyüzündeydi. Ülkeler fethetmekten ziyade, gökyüzü âleminde araştırmalar yapmayı, gök kubbenin sırrını çözmeye çalışmayı tercih ediyordu. İktidarı döneminde, başta Semerkant ve Buhara olmak üzere tüm ülke, Türk mimarisinin seçkin eserleriyle donatıldı. Bir akademi haline getirdiği sarayı, devrin meşhur alimlerinin toplanıp bilimsel tartışmalar yaptığı ve eserler hazırladığı bir mekân oldu. Uluğ Bey zamanında yeni astronomi aletleri yapılmış, eski aletler ise geliştirilmişti. IX. ve X. yüzyılda bir usturlab ile ancak 43 işlem yapılırken, Uluğ Bey zamanında geliştirilen usturlab, 1000’den fazla işlem yapıyordu. Uluğ Bey’in usturlabının çapı 40 metre idi. Uluğ Bey, bu arada gökyüzünün bir de haritasını yapmayı başarmıştı. Bu gökyüzü haritası, kendisinden sonra gelecek nesillere astronomi çalışmalarında ışık tutacak, onlara rehber olacaktı. İlhanlılar zamanında yapılan rasatları tekrar gözden geçiren ve 12 yıl boyunca rasat yapan Uluğ Bey, 1437’de, büyük eseri Uluğ Bey Zici’ni yazdı. Bu eser, daha önce yazılan zic’Ierin yanlışlarını düzeltiyor ve yıldızların hareketlerini daha mükemmel gösteriyordu. Uluğ Bey’in bu eseri 1665’te Oxford’da İngilizce ve 1853’te de Fransızca olarak basıldı. Uluğ Bey’in ayrıca Dört Ulus Tarihi adlı başka bir eseri daha olduğu söylenmektedir. Bu eser Moğol İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra kurulan Çin ve Moğolistan, Altınordu, Hülagü haleflerinin idaresinde olan İran ile Çağatay haleflerinin Orta Asya’daki devletlerinden bahseder. Farsça olan eser maalesef günümüze kadar gelememiştir. Uluğ Bey’e Batı dünyası bilim insanlarınca “15. asır astronomu” unvanı verilmiştir. Milletlerarası Astronomi Derneği de Ay yüzeyindeki bir kratere onun adını verdi. Beş ülkenin astronomlarından ve özellikle Ay’a uydu gönderen ülkelerin uzmanlarından oluşan bir komisyonun hazırladığı Ay Haritasında, üç Türk astronomunun adları da yer alır. Büyük bir kratere Uluğ Bey diğerlerine, Beyruni ve Nasireddîn Tûsî adı verilmiştir. Uluğ Bey’i dünyaya tanıtan, astronomi alanında yaptırdığı eserler oldu. Onun en meşhur eseri Semerkant’ta yaptırdığı büyük rasathanedir. Günümüzden yaklaşık altı asır önce yapılan bu rasathanedeki çalışmalar, çağımızın astronomi çalışmalarına hâlâ ışık tutmaktadır. O gün yapılan hesaplar, günümüzün astronomik hesaplarına tıpatıp uymaktadır. Hayatını Türk-İslâm dünyası kültür ve medeniyetinin gelişmesi ve yükselmesine vakfeden Uluğ Bey, yalnız Türk-İslâm ilim tarihinde değil, dünya tarihinde de önemli yeri olan bir fen âlimiydi. Bilhassa astronomi ve matematiğe karşı derin bir ilgi ve alâka göstererek, hayatı boyunca bu ilimlerle meşgul oldu. İlmî araştırma ve incelemeye çok meraklıydı. Hocası Bursalı Kadızade Rûmî ve devrinin ünlü astronomi âlimi Gıyâseddîn Cemşid’in matematik ve bunun uygulama alanı olan astronomi ilminin tetkiki, geliştirilmesi ve bu ilme hizmet vermesi hususunda kendisine çok tesirleri oldu. Daha sonraları Ali Kuşçu da bu ilmî çalışmalara katıldı. Oğlu Abdüllatif tarafından tahttan indirilen Uluğ Bey, 25 Ekim 1449’da, Abbas adlı bir düşmanı tarafından öldürüldü ve dedesi Timur Han’ın yanına defnedildi.

Uluğ Bey bugün Türk-İslam dünyasının ve aynı zamanda tüm dünyanın en ünlü astronomu, bilim ve devlet adamı olarak anılmaya devam ediyor. Doğduğu vatanı Özbekistan’da onun adı ebedileştirildi ve her yıl doğum ve ölüm günü özel törenlerle kutlanmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here