IMPOSTOR (SAHTEKÂR) SENDROMU YAŞIYOR OLABİLİRSİNİZ

0
11

Diyelim ki alanında başarılı bir akademisyen veya çok yetenekli bir oyuncusunuz. Her şey mükemmel ilerliyor, başarılarınız herkesin dilinde ve övgülerle anılıyorsunuz. Ancak bir an geliyor ve o anda kendinizi bu başarıların gerçek sahibi olarak görmemeye başlıyorsunuz. Peki nedir bunun sebebi? Sizi bir anda başarılarınızdan uzaklaştıran, başarıyı gece gündüz çalışmanıza mal etmekten alıkoyan bu düşünce elbette kulağa hiç de hoş gelmiyor. Bu psikolojik durum “Impostor Sendromu” yani Türkçe karşılığı ile “Sahtekar Sendromu” olarak biliniyor ve Albert Einstein gibi başarılı bir bilim insanından Kate Winslet gibi ünlü bir oyuncuya kadar herkesi etkileyebiliyor. Bu sendromun etkisinde olan kişi; geçmişinde ne kadar başarı elde etmiş olursa olsun kendini yetersiz ve beceriksiz hissetme eğilimi gösterir. Aynı zamanda bütün başarılarının tesadüfler sonucu veya kendisi dışında gelişen faktörler nedeniyle oluştuğuna inanır. Üstelik bir gün, deyim yerindeyse “foyalarının ortaya çıkacağı” endişesi taşırlar. Yani etraflarındaki insanların onları günün birinde aslında bir sahtekâr, bir düzenbaz olduğu gerçeği ile yüz yüze getireceğini düşünürler.
Sendrom ilk olarak, 1970’li yıllarda psikolog Suzanne Imes tarafından tanımlanmıştır. En net özelliği; kişinin kendisi ile ilgili düşüncelerinin, aslında olmadığı biri olduğu yönünde değişim göstermesidir. Sendromun başlangıcı ise; performansa yönelik yoğun kaygılarla birlikte kişinin dış dünyaya ve gerçek durumlara kendini kapatmasıyla oluşuyor. Sonrasında ise kendisi ile ilgili sürekli olarak olumsuz düşünceler ve yersiz hükümler zihnini meşgul etmeye başlıyor. Ne kadar başarıya ulaşılırsa ulaşılsın hiçbir
“Sahtekar Sendromu” olarak bilinen Impostor Sendromu, Albert Einstein gibi başarılı bir bilim insanından Kate Winslet gibi ünlü bir oyuncuya kadar birçok insanda görüldü.
IMPOSTOR (SAHTEKÂR) SENDROMU YAŞIYOR OLABİLİRSİNİZ

zaman yeterli olunamayacağı ve daha doğrusu bu başarıların hiçbirinin emekle, çabayla oluşmadığı gibi düşünceler üzerinde yoğunlaşılıyor.
Bu sendromun görüldüğü kişilerin ortak özelliği, hepsinin de başarılı insanlar olması. Özellikle akademisyenlerde, üst düzey yöneticilerde ve sanatçılarda sık rastlanılan bir durum. Fakat sendrom, hangi alanda olursa olsun en fazla kadınlar üzerinde etkili oluyor. Özellikle aile içerisinde başarı baskısı ile büyüyen kadınlarda mükemmeliyetçi özelliğin verdiği etki de eklenince sendrom kendini gösteriyor. Başarı; erkekler tarafından her zaman içsel nedenlere mal edilirken başarısızlıkta ise dış etkenleri suçlamayı tercih ederler. Ama kadınlarda ise durum tam tersidir. Kadınlar başarısızlıklarını içsel nedenlere bağlarlar. Özellikle de iş hayatlarında erkek egemen bir ortamda mücadele verdikleri için kadınların bu konuda daha da zor bir noktada oldukları görülüyor. Genel olarak bakıldığında kadın ve erkeğin farklı yapısı, bu sendromun etkilerinde de kendini gösteriyor. Amerikalı iki sosyolog Jessica Colet ve Jade Avelis, bazı kadın akademisyenlerin başarı ile yollarına devam ederken neden bir anda yön değiştirip daha mütevazı pozisyonlara yöneldiklerini araştırmışlar. 460 doktora öğrencisi üzerinde yaptıkları araştırmaların neticesinde Impostor Sendromu bulgularına ulaşılmış. Uzman Psikolog Tarık Solmuş da bu sendromu; “Başarılı bir kadın olduğum için özür dilerim sendromu” olarak nitelendirmiştir. Kadınlar önce kendilerinden sonra da başarılarından şüphe duyarak elde ettikleri başarıyı asla kendileriyle ilişkilendirmiyorlar ve şans eseri o konumu elde ettiklerini düşünüyorlar. Etrafındaki insanları zeki ve başarılı insanlar oldukları yönünde kandırdıklarına inanıyorlar. Hatta bu durum bazen öyle bir hale ulaşıyor ki nerede ve hangi konumda olurlarsa olsunlar istifa edebiliyorlar. Tarık Solmuş’un istifaya kadar varan bir örneğinde anlattığı üzere; Amerika’daki bir üniversitede iki yüksek lisans, iki doktora derecesine sahip bir dekan olan ve rektör olmasına da kesin gözü ile bakılan çok başarılı bir kadın akademisyen, günün birinde tüm üniversite çalışanlarına bir e-posta göndererek o güne kadar aslında herkesi kandırdığını, yüzünde bir maske ile dolaştığını ve sahtekârlık yaptığını söyleyerek herkesten özür diledi ve istifasını verdi. Bundan sonraki süreçte ise eve kapandı ve sadece küçük çaplı mesleki danışmanlıklar yapma kararı aldı. Elbette bütün çalışanlar bu duruma çok şaşırdı. Çünkü kadının geçmişi başarılarla doluydu ve üstelik kimse onun özel yaşamında da etik dışı bir olaya karıştığını görmemişti.
Psikolog Suzanne Imes’e göre sendromun ilk nedeni aile. Çoğunlukla, sürekli övülen ve eleştirilen ailelerde risk daha da artıyor. Ailelerin mükemmel, eşsiz, her şeyi bilen ve donanımlı çocuklar yetiştirme süreçleri, çocukluktan çıkıp yetişkinlik dönemine giren bireyin iş ve özel hayatlarında bazı sorunlarla karşılaşmaları ile sekteye uğruyor. Birey; başka
insanların da aslında mükemmel ve donanımlı olmadıklarını fark ediyor. İşte sendrom tam da bu noktada kendini göstermeye başlar. Her zaman yaptığı şeyler için takdir edilip övülmeye alışmış olan birey hem etrafının onunla ilgili algılarından hem de kendisinden şüphelenir. Başarılarının kendi yetenekleri ve zekâsı sayesinde olduğunu düşünmek yerine etrafındaki insanların ve ailesinin abartılı övgüleri sonucu, tesadüfen oluştuğuna inanır. Gerçekten de yetersiz biri olduğu halde hak etmediği yerlere gelen kişilerde bu sendrom kesinlikle görülmüyor. Bu durumu Bertrand Russel şu sözü ile doğru bir tespitte bulunarak açıklamıştır; “Dünyanın en büyük problemi; akılsız ve fanatik kişilerin kendilerinden son derece emin olmaları, bunun yanında zeki insanların sürekli şüphe duyma halinde olmalarıdır.”
Peki böylesine başarılı ve zeki insanların yakalandığı bu sendromla nasıl mücadele edilir? Öncelikle sendromun farkında olup durumu kabullenmek gerekiyor. Pek çok kişinin yaşayabileceği bir sorun olduğunu kabullenmek, “Sadece benim yaşadığım bir sorun değil” mantığı ile kişiyi girdiği olumsuz düşüncelerden biraz olsun kurtaracaktır. Başarılı olduğunuz işlere odaklanmak onları net bir şekilde görebilmenizi ve benimsemenizi sağlayacaktır. Çünkü sendromun en önemli nedenlerinden biri de başarıyı içselleştirememiş olmaktır. Sürekli olarak sizden daha deneyimli insanlara bakmak, daha fazla başarıya ulaşma konusunda size hırs kazandırsa da bir noktadan itibaren bu durum kendinizi kötü hissetmenize neden olacaktır. Bunun yerine alanınızda yeni tecrübe edinmeye başlamış kişilerle, genç öğrencilerle çalışıp bilgi ve deneyimlerinizi paylaşmak çok daha iyi hissettirecektir. Mükemmeliyetçiliği azaltın. Elbette yaptığınız işin her zaman en iyisini yapmak gerekir ancak mükemmel olmaya çalışmak size fazladan stres yükleyebilir. Bazen yapılan bir işi olabilirliği ölçüsünde bırakmak gerekir. Herkes hata yapabilir, önemli olan yapılan hataları kabul etmek ve üzerinde çok durmamaktır. Hatalardan ders çıkarmayı bildiğiniz gibi başarılarınız için de çevrenizden önce kendi kendinizi tebrik edin. Bazen herkes yaptığı bir hatadan ötürü kendini aptal gibi hissedebilir. Bu çok normal ama böyle zamanlarda aptal gibi hissetmek bir aptal olduğunuz anlamına gelmez. Karşılaştırma yapmak, özellikle de kendi olumsuz yönleriniz ile başkalarının olumlu yönlerini karşılaştırmak size çok büyük zarar verir. Bunun tam tersi durum ise sizi bir egoist haline getirir. Mütevazı olmak, başarınızdan ötürü övüldüğünüz zamanlarda ölçülü oranda sevinmek gerekir. Günlük tutmak da size bu konuda yardımcı olabilir. Böylece geriye dönüp yazdıklarınızı okuduğunuzda hem başarılarınızı hem de başarısızlıklarınızı eşit oranda hatırlamış olursunuz. Eğer kendi kendinize bu sendromu aşamadığınızı düşünmeye başlarsanız bir uzmandan yardım almayı ihmal etmeyin. Bireysel terapistler size daha fazla yardımcı olabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here