Kuyruklu Yıldız mı? Asteroit mi? Gizemli Ziyaretçi OUMUAMUA

0
237

Hawaii Üniversitesi’nin Pan Starss teleskopu tarafından gözlemlenen ve uzun boyuyla dikkat çeken Oumuamua, şimdiye kadar Dünya’dan gözlemlenebilmiş ilk yıldızlararası ziyaretçi olarak niteleniyor.

Gökbilimciler tarafından geçtiğimiz yıl keşfedilen gizemli ziyaretçi Oumuamua’nın, bir çift yıldız sisteminden gelmiş olabileceği belirtiliyor. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, görünümü ile puroya benzeyen cismin yüz milyonlarca yıldır herhangi bir yıldız sistemine bağlanmadan seyahat ettiğini açıkladı.

Hawaii dilinde “uzaktan ilk kez gelen ulak, keşif, öncü” anlamına gelen Oumuamua, Dünya’nın yakınından geçen gök cisimlerini inceleyen Pan Starrs Teleskop’u tarafından keşfedildi. Çok yüksek bir hıza sahip olan bu gizemli cisim Dünya’ya yaklaştıktan ancak günler sonra keşfedilebildi. Böylesi yüksek bir hıza sahip olan bir cisim bugüne kadar keşfedilmiş hiçbir cisimle benzerlik taşımıyordu. Bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar ve elde edilen bulgular ortaya koydu ki bu gizemli cisim Güneş Sistemi’mize dahil değildi. Yıldızlararası bir gök cismi olan bu keşifle astronomi tarihinde de bir ilk yaşanıyordu. Oumuamua adı verilen bu cisim önceleri kuyruklu yıldız olarak tanımlansa da daha sonra bir asteroit olarak tanımlandığı açıklandı. Bu gizemli cismin doğal bir cisim olmayacağı düşüncesiyle çalışmalar yürüten Harvard Üniversitesi fizik profesörü Avi Loeb gerçekleştirdiği araştırmalar ışığında elde ettiği sonuçlarla bir makale kaleme aldı. Güneş Sistemi’ne girişinin ardından büyük bir ivmeyle ve hızını arttırarak ilerleyen Oumuamua’nın bu durumundan ötürü Loeb, Oumuamua’nın yapay bir cisim olabileceğini belirtti. Güneş’e yaklaştıkça cismin hızının daha da arttığını ifade eden Loeb, Oumuamua’nın Dünya’da yeni yeni geliştirilmekte olan bir teknolojiyi kullanıyor olabileceğini iddia etmişti. Bu teknoloji Güneş’teki radyasyonu kullanarak enerji üreten Güneş Yelkenleri isimli yeni bir sistemdi.

Dünya’nın çok farklı köşelerinden günler boyunca teleskoplarla incelenen, kırmızı renkli ve yoğunluğunun metale yakın bir yoğunlukta olduğu tespit edilen Oumuamua’nın, yedi buçuk sekiz saat arasında dönüşünü tamamladığı belirlendi. 80 metreye 800 metrelik boyutuyla silindirik bir yapıda olan Oumuma’nın kırmızı renkli olmasındaki sebep, barındırdığı karbon miktarının yüksek olmasıydı. Kuyruklu yıldızlar Güneş’e yaklaşmaya başladıklarında yavaş yavaş hızlanmaya başlarlar ki

bunun sebebi de içerisinde barındırdıkları minerallerin erimesidir. Bu eriyen minerallerden dolayı hızları artarken arkalarında geniş ölçekli toz bulutları bırakırlar. İşte bu nedenledir ki bu yıldızlara kuyruklu yıldız adı verilir.

Oumuamua Rama Benzerliği

Yıllar önce Arthur C.Clarke tarafından kaleme alınmış olan ‘‘Rama’yla Buluşma’’ adlı romanda benzer bir konu anlatılıyordu. Zaman olarak 2131 yılında geçen romanda, dev metalik bir silindirin büyük bir hızla güneşe doğru yaklaştığı anlatılırken bu cismin insanlığın karşılaştığı yabancı bir uygarlığa ait ilk ürün olduğu belirtiliyordu. Tıpkı Oumuamua’nın keşfinde olduğu gibi bu gök cismi asteroit olarak tanımlanmıştı ve adı da “Rama” konulmuştu.

Buradan hareketle de romanda anlatılan Rama ile birçok yönden benzerlik gösteren Oumuamua’ya Rama diyenler bile oldu.

Büyük bir ivme ile hız tespit edilen ve herhangi bir gaz çıkışı olmamasından dolayı da kuyruklu yıldız sınıfından çıkarılarak asteroit sınıfına alınan Oumuamua’nın hızıyla ilgili de bir problem söz konusuydu. Güneş sistemi içerisinde bulunan Asteroit Kuşağı’ndan gelen asteroitlerin hız ölçüleri belirli bir aralıktayken Oumuamua bu aralığın çok daha ötesindeydi. Ayrıca asteroitlerin kendi hızlarını değiştirmediği bilgisi göz ününde bulundurulduğunda Oumuamua’nın asteroit sınıfı ile arasında farklılık gösteren bir özelliği de parlaklığıydı. Asteroitler bire üç oranında bir parlaklık değişimine sahipken Oumuamua’da gözlemlenen parlaklık değişimi ise bire on oranındaydı.

İstisnai Cisim

Oumuamua hakkında araştırmaların devam ettiği esnada onun yapay bir nesne olabileceği iddiası gündemi meşgul ederken başka bir iddia daha ortaya atıldı. Oumuamua Dünya’dan Güneş Sistemi’nin dışına gönderilen araçlardan bir tanesi olabilir miydi? Bu konun en temel örneği Voyager 1’di. Voyager 1, uzayın derinliklerinde elde ettiği görüntü ve sinyalleri Dünya’ya göndererek araştırmalara ışık tutuyordu. Oumuamua’nında da böyle bir özelliğinin olabileceği ile çalışmalar yapan bilim insanları “Project Breakthrough” kapsamında Oumuamua’yı dinlemeye başlasa da ondan hiçbir ses ya da sinyal alınamadı. Sessiz bir cisim olan ve Güneş Sistemi’mizden ayrılarak izini kaybettiren Oumuamua bugün artık istisnai bir cisim kayıtlara girdi. Oumuamua’nın Güneş Sistemi’ni terk etmesinin akabinde açıklama yapan bilim insanları Oumuamua’nın doğal bir şekilde oluşmuş olabileceğini belirttiler fakat bununla birlikte yapay bir cisim olmadığını kanıtlayamadıklarını da eklediler. Tüm bulguların değerlendirilmesi neticesinde Güneş Sistemi’mizin dışından gelen bir nesnenin ilk defa güneş sistemimizden ve hatta dünyanın çok yakınından geçtiği belirlendi. Çok hızlıydı ve bu cisim bugüne kadar gözlemlenen hiç bir kuyruklu yıldıza veya asteroide de benzemiyordu.

Bilim insanları tarafından farklı sınıflandırmalar yapılsa da bir göktaşı olduğu düşüncesi ağırlık kazanmıştı. Fakat bununla birlikte onun bir uzay aracı olmadığı kesin bir dille ifade edilemedi.

Sonuç olarak Oumuamua, Güneş Sistemi’nin dışından gelen ve insanlığın şahitlik ettiği ilk ve tek cisim olarak tarihe yazıldı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here