Dünyanın En Önemli Sitogenetikçilerinden Barbara MCCLINTOCK

0
135

1983 yılı Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü sahibi Amerikalı bilim insanı ve bitki genetikçisi Barbara MCCLINTOCK, 16 Haziran 1902’de Connecticut Eyaleti’nin Hartford kentinde doğdu. Cornell Üniversitesi’nde botanik öğrenimi görerek 1927 yılında doktora derecesini aldı ve 1931’e kadar aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştı. Daha sonra ise National Research Council, Guggenheim Vakfı, Cornell Üniversitesi ve Almanya’daki Freiburg Üniversitesi’nde burslu araştırma üyesi, 1936 – 1941 yılları arası Missouri Üniversitesi’nde botanik asistanı olarak çalıştı. McClintock, 1941’de Cold Spring Harbor’daki Washington Carnegie Institution’a geçti. Burada yaptığı araştırmaları ve 1965’te atandığı Cornell Üniversitesi’ndeki profesörlük görevine ek olarak, 1953 – 1954 arası California Institute of Technology’de konuk botanik profesörlüğünü ve 1962’den 1969’a kadar Rockefeller Vakfı Tarım Bilimleri Programı’nın danışmanlığını üstlenen McClintock, ülkesindeki önemli bilim kuruluşlarından çeşitli madalya ve ödüller dışında 1983 Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü’nü kazandı.

Geııel çerçevesi Mendel yasalarıyla belirlenen kalıtımın hücre düzeyindeki temel mekanizmasını oluşturan kromozomların niteliklerinin yoğun bir biçimde araştırıldığı bir dönemde bitki genetiğine yönelen McClintock, daha 1930’lardan başlayarak mısır bitkisinin özellikleri ile kromozom yapısı arasındaki ilişkiyi incelemeye başladı. Kromozomları mikroskopla inceleme yöntemleri geliştirip, büyük bir sabır ve titizlik gerektiren bu çalışmalarım uzun yıllar sürdürerek, yeni döllere geçecek kalıtsal özelliklerin, meyoz bölünme sırasında erkek ve dişi eşeylik hücreleri arasındaki kromozom parçacıklarının alışverişiyle gerçekleştiğini gösterdi. Mısır yaprağının ve tanesinin özelliklerindeki kimi değişkenliklerin kalıtım mekanizmasındaki bir değşinime (mütasyon) bağlı olduğunu belirleyen McClintock, mısır kromozomunda bu tür değşinime neden olan iki tür devingen öğenin bulunduğunu ortaya çıkardı. Daha sonra “sıçrayan genler” olarak adlandırılan bu öğeleri inceleyerek, devingen kromozom öğelerinden birinin kendiliğinden kromozom içinde yer değiştirdiğini ve sonuçta ikinci bir öğenin de yer değiştirmesine neden olduğunu buldu. Bu ikinci öğenin, mısır tanesine rengini veren genin yanına yerleşmesiyle genin etkinliğinin bastırıldığını, bu konumdan uzaklaşmasıyla genin yeniden etkili olduğunu göstererek, benekli mısır tanesinin oluşumunu kalıtsal yoldan açıkladı.

McClintock’un 1940 ve 1950’lere değin uzanan deney ve bulgularının kalıtım bilimi açısından taşıdığı önem ancak Watson ve Crick’in DNA’nın (dezok-siribonükleik asit) molekül yapısını çözümlemeleri, ardından 1960’lardan başlayarak DNA kodlama mekanizmasının ve genlerin özelliğinin açıklığa kavuşturulmasıyla anlaşılabildi. Bitki genetiğinde çok kısıtlı bir alanda geçerli olduğu sanılan sıçrayan gen olgusunun doğada sanıldığından çok daha yaygın olduğunun belirlenmesinden sonra da McClintock’un çalışmaları gereğince değerlendirilebildi.

Yaptığı araştırmaları bile tek başına bilim tarihini değiştirmeye yeten Barbara McClintock, kromozomların mikroskop altında görüntülenebilmesini sağlayacak bir yöntem geliştirdi. Üreme sürecinde crossing-over denen bir olay esnasında genlerin yer değiştirebileceğini ve böylece genetik rekombinasyon sağlanabileceğini ortaya çıkardı ve kromozomlardaki telomer (uç bölgeler) ve sentromer (orta bölgeler) gibi yapıların işlevlerini ortaya koydu. Kromozomlar üzerinde sıçrayan bazı elementler (transpozonlar) olduğunu keşfeden McClintock, bitki ırkları üzerinde çok detaylı analizler yaptı ve genetik düzenleme mekanizmalarını buldu. Tek başına evrimin iki ayrı mekanizmasını, crossing-over olayının detaylarını ve transpozonal sıçramaları ortaya koyarak evrimsel biyolojiye de derin katkılar sundu.

Bu çalışmalarından ötürü 1947 yılında Amerikan Üniversiteli Kadınlar Derneği Yüksek Başarı Ödülüne, 1967’de Kimber Genetik Ödülüne, 1970 yılında Amerikan Başkanı Richard Nixon tarafından Ulusal Bilim Madalyasına layık görüldü. 1973 yılında Cold Spring Harbor yeni bir binaya onun adını verdi. 1978 yılında Louis ve Bert Freedman Vakfı Ödülüne ve S. Rosensteil Ödülüne layık görüldü, 1981 yılında Dünyaca ünlü MacArthur Vakfı Bursunu kazanan ilk kişi oldu. Aynı sene Albert Lasker Temel Tıp Araştırmaları Ödülüne, Tıp dalında Wolf Ödülüne ve Amerikan Genetik Cemiyeti tarafından verilen Thomas Hunt Morgan Madalyasına layık görüldü. 1982 yılında Columbia Üniversitesi tarafından verilen Louissa Gross Howitz Ödülünü, “genetik bilginin evrimi ve genetik ifadelerin kontrolü” alanındaki çalışmalarından ötürü kazandı. 1983 yılında ise Fizyoloji/Tıp alanında bir başkasıyla paylaşmadan Nobel Ödülü alabilen tek kadın bilim insanı oldu, hala da bu unvanı korumaktadır. Ancak bununla da bitmedi. 1989 yılında Kraliyet Cemiyeti’ne üye olarak kabul edildi, 1993 yılında Amerikan Felsefi Cemiyeti tarafından Benjamin Franklin Ayrıcalıklı Bilim Başarıları Ödülüne layık görüldü, aynı sene 14 farklı üniversitede kendisine fahri doktora verdi, 1986 yılında Ulusal Kadın Onur Listesine girdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here