Dergi Özel Yazıları AKINSOFT 18 Şubat 2020 (0) (553)

Kendi Yüzünü Tanıyamayanlar: PROSOPAGNOZİ

Belki şahit olmuşsunuzdur; bazı insanlar birisiyle konuşur, yüzünü hatırlar ama ismi bir türlü aklına gelmez. Hatta oldukça sık rastlanan bu durum, hafızası çok güçlü olan kişilerin bile başına gelebilir. “Bu adamı bir yerden hatırlıyorum ama nereden?” cümlesini duyarız çoğu kez. Peki ya bunun tam tersi bir durum için ne dersiniz? Yani isimleri belki hatırlıyorsunuz ama yüzleri değil. Kimseyi tanıyamıyor ve aynı kişi ile her karşılaşmanızda fiziksel bir ipucu yakalayarak konuşmaya çalışıyorsunuz. Daha önce defalarca kez görüştüğünüz biri sonraki zamanlarda yanınızdan her geçişinde yüzünüze bakıyor ama sizinle konuşmuyor; bu durumda muhtemelen o kişinin kaba biri olduğunu düşünürsünüz değil mi?

Kimseyi tanıyamamak, her seferinde karşımızdaki kişinin bir fiziksel özelliğinden yola çıkarak onu hatırlayıp konuşmaya çalışmak, yeni yüzlere bir bütün olarak değil de tek tek özelliklerine bakmak… Neredeyse hiç kimse yaşamını bu şekilde sürdürmüyor. Çünkü beynimiz yüzleri bizim için bir bütün olarak algılıyor ve birinin yüzüne yeniden baktığımızda onu tanımamızı sağlıyor. Hatta bazen o kişiyi ailesinden bir bireye benzetebilecek kadar yüzünü tarayabiliyor. Bazı insanlar var ki; bize oldukça sıradan gelen insan yüzlerini tanıma konusunda problemler yaşadıkları için hayatları epeyce zor geçiyor. Bu kişilerin yaşadığı nörolojik duruma “Prosopagnozi” deniliyor. Prosopagnozi ismi Yunanca kökenlidir. “Prosopo” yani “Yüz” anlamına gelen kelimeye “a-” ön takısı ile olumsuzluk anlamı verilen “Gnozi” yani “Bilme” kelimesi eklenerek oluşmuştur. “Yüz bilememe, tanıyamama” anlamına gelir. Zamanla bizim literatürümüze “Yüz Körlüğü” olarak yerleşmiştir. Prosopagnozi, Agnozi sınıfı olarak adlandırılan nörolojik hastalıkların bir çeşididir. Örneğin fonagnostikler söylenen sözlerin anlamlarını kavrasalar da sesleri, aleksikler ise yazabildikleri halde yazılmış yazıları tanıyamazlar.

Prosopagnozi, ilk kez 1947 yılında Alman nörolog Joachim Bodamer tarafından tanımlanmış ve bunun üzerine hastalıkla ilgili araştırmalar başlamıştır. Yüz körlüğünü, yüz hafızasının zayıflığından ayırt etmek gerekir. Aralarındaki en önemli fark, kısa süreli yüz tanıma durumu oluştuğunda ortaya çıkar. Yüz hafızası zayıf kişilere bir fotoğraf gösterilip bunu birden çok sayıda fotoğraf içinden ayırt etmesi istendiğinde yapabiliyorlarken, yüz körü olan kişiler dakikalar önce gördükleri fotoğraftaki kişiyi seçemezler. Bundan dolayı yüzleri hatırlayamayan kişilerin prosopagnostik olup olmadıklarını anlamaları için bir nöroloğa başvurmaları gerekebilir. Peki bu tuhaf hastalığa sebep olan nedir? Bir travma mı yoksa doğuştan gelen bir rahatsızlık mı? Aslında her ikisi de diyebiliriz. Prosopagnostik olanların bazıları doğuştan bu hastalığa sahipken, bazıları ise bir kafa travması ya da tümör benzeri bir kitle neticesinde bu hastalığı edinirler. Doğuştan bu hastalığa sahip olanların beyinlerindeki yüz tanıma merkezinde herhangi bir lezyon görülmediği halde bu bölümdeki gri maddenin hastalığa sahip olmayanlara göre daha az olduğu saptanmıştır. Doğuştan prosopagnostik olanlar üzerinde yapılan bir diğer araştırma ise hastanın aile hikayesi üzerinde yapılan çalışmalardır. Bu çalışmalardan elde edilen verilere göre hastalığın genlerle geçebileceği de düşünülmektedir. Ancak prosopagnoziye sebep olan genlerin hangileri olduğu henüz keşfedilememiştir. Prosopagnoziyi bir travma ya da bir tümör benzeri bir rahatsızlık sonucu edinenler üzerinde yapılan araştırmalar, hastalığın beyindeki hangi merkezden kaynaklandığı hakkında çok daha fazla bilgi verir. Bir felç, travma ya da beyin tümörü nedeniyle yüz tanıma yeteneğini kaybeden hastalarda problemli bölgelere bakılmış ve beynin hangi bölgesinin yüz tanıma ile ilişkili olduğu öğrenilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte fMRI gibi görüntüleme cihazlarının gelişmesi ile beraber araştırmalarda önemli veriler elde edilmiş ve yüz tanıma yetisine sahip olmamızı sağlayan beyin bölümü ortaya çıkarılmıştır. Bu bölüm Fusiform yüz bölgesi olarak adlandırılmıştır.

Yüz körleri nasıl yaşar? Günlük hayatlarını nasıl devam ettirirler?

Aslında yüz körlüğü net sınırları olmayan bir rahatsızlık. Bazı hastalarda yalnızca yüz tanıyamama ile sınırlıyken bazılarında topografik agnozi de prosopagnoziye eklenir ve durum daha da zorlaşır. Çünkü topografik agnoziye sahip olanlar çevrelerini tanıyamadıkları için çok sık kaybolurlar. Bir yere gittiklerinde kaybolmamak için hep aynı yolları takip ederler ve sıklıkla geçtikleri yol üzerinde işaretler edinirler. Prosopagnozilerin de kendi içlerinde dereceleri vardır. Bazıları her gün görüştüğü insanları tanıyabiliyorken daha az sıklıkla görüştükleri insanları tanıyamazlar. Hastalığı daha ağır olanlar ise aynada bile kendini tanıyamayacak kadar vahim durumda olanlardır. Prosopagnozi ile birlikte bazı rahatsızlıklar da eklenince hastanın durumu daha da ciddileşebilir. Bunlar aleksi, ağır veya hafif derecede görsel agnozi gibi rahatsızlıklardır.

Yüz körlüğü yaşayan insanların daha önce yaşadıklarına bakarak onlar ve hastalık hakkında daha fazla bilgi sahibi olunabilir. Prosopagnozi ile ilgili en bilinen olayı, kendisi de bir yüz körü olan nörolog Dr. Oliver Sacks “Karısını Şapka Sanan Adam” kitabında anlatmıştır. Hikayenin kahramanı olan Dr. P, birdenbire ortaya çıkan ve gittikçe ilerleyen yüz tanıyamama rahatsızlığı nedeniyle Dr. Oliver Sacks’a başvurur. Oliver Sacks, Dr. P. Ile konuşurken durumunda bir gariplik olduğunu far keder. Çünkü Dr. P. normal insanlar gibi konuşurken yüzün bütününe değil, gözlere, kulaklara ve burna odaklanarak konuşmaya çalışır. Oliver Sacks nörolojik muayene yapmak üzere hastadan ayakkabılarını çıkarmasını ister. Reflekslerini ölçmek için hastanın ayağının altını anahtarla hafifçe çizer ve reflekslerde bir gariplik olduğunu fark eder. Oliver Sacks Dr. P.’ye ayakkabılarını giyebileceğini söyleyip odadan dışarıya çıkar. Odaya döndüğünde ise Dr.p’nin ayakkabılarını giymediğini görür. Oliver Sacks ayakkabılarını giymek için yardıma ihtiyacı olup olmadığını sorar. Dr. P, Oliver Sacks’ın kendisine ayakkabılarını giymesini söylediğini unuttuğunu söyler. Üzerine bir de ayakkabılarını giymek için ayakkabılarına uzanacağına ayaklarına uzanır. Kendi ayaklarını ayakkabıları zannetmiştir. Oliver Sacks, Dr. P.’de prosopagnozi ile birlikte fena halde görsel agnozinin de varlığını tespit etti. Bu, hastanın yüzleri tanıyamaması ile birlikte bazı cisimleri de yüze benzetmesi anlamına geliyordu.

Dr. Oliver Sacks’ın prosopagnozisi ise çok ağır durumdadır. Öyle ki, aynada kendini bile çoğu kez tanıyamayacak vaziyete dönüşmüş haldedir. “Aklın Gözü” isimli kitabında bazen tam birine çarpacakken durup özür dilediğini, sonra da o kişinin aynada kendi yansıması olduğunu fark ettiğinden bahseder. Hatta Dr. Sacks’ın prosopagnozisine bir de topografik agnozi de dahildir. Bu sebeple hep aynı yolları kullanmadığı sürece kaybolduğunu da belirtmiştir. Bir defasında kaybolup evinin önünden dördüncü kez geçtiği sırada ev sahibi bir sorun olduğunu düşünerek kendisine seslendiğinde evine geldiğini anlamıştır.

Dr. David Roger Fine da doğuştan prosopagnostiktir. Kendisi bu hastalık ile geçen zor yaşantısını bir makale ile dile getirmiştir. Daha 3 yaşında iken ikiz kız kardeşleri dünyaya gelmiş olan Dr. David Roger Fine için bu, prosopagnostik biri olarak oldukça zor bir sürecin başlangıcıdır. Zaten farklı yüzleri bile tanıyamayan bir prosopagnostik için, ikiz kardeşleri birbirinden ayırmanın zorluğu yetmiyormuş gibi ailesi bir de onu bu konuda çaba göstermediği için tembellikle suçlamıştır. Kardeşlerini birbirinden ayırt etmekte ilerleyen zamanlarda bile zorlanan Dr. Fine, ayırt edebilmenin bir yolunu nihayetinde bulmuştur. Kardeşlerinden birinin alerjisi olduğu için küpe takamaması onun için birini diğerinden ayırt etme konusunda oldukça yeterli bir ipucu olmuştur. Okul hayatı boyunca da az kişilerden oluşan arkadaş grupları ile yetinmiştir. Prosopagnostikler çoğunlukla çok belirgin özellikleri olan küçük arkadaş grupları ile vakit geçirirler. Bu özellikler genelde bir ben, bir doğum lekesi, bazen bir dövme, bazen de sıra dışı bir saç kesimi veya rengi olabilir. Dr. Fine prosopagnostikler için kişilerin fiziksel özellikleri kadar, bulundukları mekanlarında önemli olduğunu vurgular. Örneğin bir prosopagnostiğe göre; iş yerinde kısa ve kızıl saçlı biri ile çalışıyorsanız, iş yeri ortamında böyle biri ile karşılaştığınızda bu kişinin iş arkadaşınız olması ihtimali yüksektir. Ancak yolda karşılaştığınız kısa ve kızıl saçlı birinin iş arkadaşınız olması ihtimali çok düşüktür. Dr. Fine; kendisine 53 yaşında prosopagnozi teşhisi konulana kadar insanların tamamen birbirinden farklı yüzlere sahip olduklarını bilmeden yaşamıştır.

Yüz körlüğü sadece insan yüzlerini ayırt etme ile sınırlı olmayabilir. Hayvanlarla ilgili iş yapan kişilerde de prosopagnozi görülebilmektedir. Bu konuda bilinen vakalardan biri; bir çiftçinin, sahip olduğu inekleri yüzlerine bakarak ayırt edebilir haldeyken sonradan oluşan prosopagnozi hastalığı ile birlikte artık ineklerini ayırt edemez hale gelmesidir. Kuş uzmanları, kuşları ayırt edebilmeyi beynin fusiform yüz bölgesi sayesinde yapar. Çünkü kuşları tanıyabilmek, bu uzmanlar için bizim insan yüzlerini tanıyabilmemiz kadar sıradan bir durumdur. Benzer bir şekilde işi arabalarla ilgili olan kişiler de fusiform yüz bölgesi sayesinde modelleri birbirinden ayırt edebilmektedir. Bu örneklere dayanarak; eğer bir kişinin beynindeki fusiform yüz bölgesi hasar görürse kuşları ve arabaları da ayırt edemeyeceği bilgisine ulaşılabilir.

Prosopagnozi hakkında bugüne kadar öğrenilmiş olanlar daha çok gözlemlere ve günlük yaşam bilgilerine dayanıyor. Tıbbi araştırmalar ise gözlemlere göre geri planda kalıyor. Yapılan araştırmaların çoğu ise bazı yüz testlerine dayanıyor. Bu testlerde yüz fotoğrafları gösterilen bireylerin fMRI ile ilgili beyin bölümlerinin aktivite durumu ölçülüyor. Prosopagnozi tanısı koyabilmek için pek çok testten geçiriliyor. Bu testlerden bazıları gösterilen tek bir yüzün daha sonra gösterilen çok fazla yüz arasından seçilmesi şeklinde olurken bazıları da ünlü kişilerin tanınması olarak ölçülüyor.

Hayat kalitesini büyük ölçüde düşüren prosopagnozi hastalığı ile yaşamaya çalışan bireylere daha fazla yardımcı olabilmek için daha fazla araştırmaya ve bilgiye ihtiyaç var. Böylelikle hastalık tamamen tedavi edilemese bile ayırt edici yöntemler geliştirilebilir. Bu konuda ebeveynlere ve eğitimcilere büyük görevler düşüyor. Çocuklarının veya öğrencilerinin prosopagnostik bireyler olduklarını ne kadar erken tespit edebilirlerse hastalık ile mücadele konusunda da o kadar erken yardımcı olarak farkındalık oluşmasını sağlarlar.

Mevcut prosopagnostik kişilerin sayısı hakkında araştırmalar henüz kısıtlı olsa da rastlanma sıklığının %2’lere varabileceği öngörülüyor. Bu oran İngiltere ve Amerika’da yapılan araştırmalar sonucunda elde edilmiş bir veri. Türkiye’de ise bu oranın hangi seviyede olduğunu henüz bilmiyoruz. Çünkü pek çok kişi ne yazık ki bu hastalığa sahip olduğunu bilmeden yaşamını zor da olsa sürdürmeye devam ediyor…

Benzer Yazılar