“Hayat kurtaran” teknoloji Sismik İzolatör

0
13
“Hayat kurtaran” teknoloji Sismik İzolatör

Geliştirildiği günden itibaren başta Japonya olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde kullanılan bu sistem, doğru uygulanması koşulu ile büyük depremler esnasında bile binaların elastik davranmasını sağlayarak yıkımı azami seviyede önlüyor.

“Ülkemiz bir deprem kuşağında yer alıyor. Türkiye’den çeşitli fay hatları geçiyor. Her an depreme hazırlıklı olmalıyız…”

Bu ve benzeri söylemleri hemen her gün televizyonlarda duyuyor, çeşitli kaynaklardan okuyoruz. Evet, ülkemiz faal bir deprem kuşağının tam üzerinde bulunuyor ve yüzölçümünün yaklaşık %92’si bu durumdan direkt olarak etkileniyor. Hemen her gün bir deprem veya küçük sayılabilecek sarsıntılar yaşanabiliyor ülkemizde. Ne yazık ki yakın tarihimiz yıkıcı sonuçlar meydana getiren depremlerle dolu. Özellikle 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi hafızalarımızdan silinmeyecek acılarıyla birlikte, üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen hala etkilerini sürdürüyor. Türkiye’nin kuzey bölgesinin neredeyse tamamından geçen Kuzey Anadolu fay hattının batı bölümünde meydana gelen deprem, 17 Ağustos 1999 saat 03.01’de başladı ve 45 saniye sürdü. Depremin şiddeti Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi tarafından 7,8 olarak ölçüldü. Yaklaşık 18.000 vatandaşımız hayatını kaybetti, 50.000’e yakın vatandaşımız ise yaralandı. Maddi kayıpları ise milyarlarca lira…

17 Ağustos’tan önce de deprem felaketini yaşayan ülkemiz, deprem gerçeği ile ilk defa ciddi anlamda bu denli yüzleşmek zorunda kaldı. 17 Ağustos’tan sonra televizyonlarda çeşitli kamu spotları yayınlandı. Deprem öncesinde alınması gereken bireysel önlemlerden, deprem sırasında nasıl davranılması gerektiğine varana kadar pek çok konuya değinildi bu kamu spotlarında. Okullarda eğitimler verildi, tatbikatlar yapıldı. Binaların deprem yönetmeliklerine uygunluğu incelendi. Bazıları için güçlendirme çalışmaları yapıldı. Ancak tüm bunlar, her an büyük depremlerin yaşanabileceği bir ülke için yeterli mi?

“Deprem değil; ihmal öldürür, bina öldürür” sözünün ne kadar doğru olduğunu 24 Ocak 2020 akşamı meydana gelen Elazığ Depremi ile bir kez daha acı bir tecrübe yaşayarak gördük. Bu depremde bazı binaların tamamen yıkılıp bazılarının ise hiç hasar almaması bizlere “Deprem değil, bina öldürür” sözünü bir kez daha hatırlattı. Peki, Japonya’da neredeyse 9 şiddetinde depremler gerçekleşirken neden günümüzde yıkıcı etkileri görülmüyor? Nasıl oluyor da o depremleri neredeyse hasarsız atlatabiliyorlar? Japonya depremlerin sık ve şiddetli yaşandığı bir ülke olduğu için deprem ile nasıl baş edileceği konusunda zamanla çeşitli teknolojik araçlar geliştirdi. Bunlardan en etkili olanı ise sismik izolatörler. Elazığ’da 2014 yılında inşa edilen Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nin yaşanan depremi 6,8 değil 3,1 şiddeti ile hissetmesi ve hiçbir hasar görmemesinin nedeni hastanenin bu sistem kullanılarak inşa edilmiş olmasıydı.

Sismik izolatörler yaklaşık 30 yıl önce geliştirilen ve binaların depremden görebileceği zararı minimize eden bir teknolojinin ürünüdür. Binaların taşıyıcı kolonlarına uygulanan bu izolatörler, doğru uygulanması koşulu ile büyük depremler esnasında bile binaların elastik davranmasını sağlayarak yıkımı maksimum seviyede önlemektedir. Ayrıca binalardaki yapıya bağlı olmayan elemanlar olarak bilinen tesisat sistemlerine gelebilecek zararı da azalttığı için bu tesisat sistemlerinin deprem sonrasında fonksiyonlarını yitirmeden çalışmaya devam etmelerini sağlayabilmekte. Bu sistem geliştirildiği günden itibaren başta Japonya olmak üzere Yeni Zelanda ve Amerika gibi dünyanın diğer ülkelerinde de kullanılmaktadır.


İzolatörsüz ve İzolatörlü Yapı

Ülkemizde ise 1999 yılından sonra ilk olarak Atatürk Havaalanı’nda kullanıldı. Daha sonra kullanımı yaygınlaşamaya başlayan sistem; 2013 yılında Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı bir genelge ile öncelikle 1. ve 2. derece deprem riski bulunan bölgelerde inşa edilen yüzden fazla yataklı hastanelerin inşasında mecburi hale getirildi. Bu genelge ile birlikte özellikle yeni inşa edilen hastanelerde izolasyon uygulamasının arttığı görüldü. Milli Eğitim Bakanlığı’nın çalışmaları neticesinde okullara da yakın zamanda bu izolasyon uygulamasının yapılması öngörülüyor. Sistem bugüne kadar gerçek depremlerde gösterdiği sonuçlar ile kullanılabilirliğini test ettirmiş oldu. Şimdiye kadar depremden sonra hasar görmüş ve fonksiyonunu yerine getirememiş bir bina tespit edilmedi. Bu yönden aslında sismik izolatörler, doğal ortamda ve gerçek koşullarda test edilip kendini ispatladı diyebiliriz. Sistemin maliyeti ise faydasına oranla çok düşük seviyelerde. Öyle ki bu oran bir binanın kolon ve kirişlerine harcanan ücretin %10’una tekabül edebiliyor. Sistemin gerekli şartlar sağlandığı takdirde sadece yeni yapılan binalara değil, mevcut binalara da uygulanabilmesi mümkün. Bunun için binanın çok eski olmaması ve etrafında çok yakın binaların bulunmaması gerekiyor.

Deprem gerçeği ile yaşamak zorunda olduğumuz ülkemizde, tüm binalarımız için bu şekilde teknolojik ürünlerle önlem alınmasının hayati derecede önemli olduğunu bilmek gerek. Dolayısıyla ilk ve öncelikli esas bu izolatörler veya farklı tedbirlere yönelik hukuki düzenlemelerin yapılmasıdır. Bu doğrultuda ilgili inşaat firmaları, mimarlar ve mühendisler bilgilendirilmeli; bundan sonraki süreçte yapılacak her bina için bu sistemlerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here