Yeni Normal

0
17
Yeni Normal

Turizmden ekonomiye, sosyal hayattan bireysel ilişkilere, alışkanlıklarımızdan yaşam standartlarımıza kadar daha birçok konuda etkisini gösteren pandemi süreci bizleri yeni bir kavram ile tanıştırdı: “Yeni Normal”

Ülkemizin ve tüm dünyanın gündemi öldürücü Kovid-19 virüsü. Tüm dünyayı etkileyen bu salgın hastalık Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Pandemi” ilan edildi ve aylardır süren bu pandemi ile mücadele sürecinde günlük yaşantımız, alışkanlıklarımız, ilişkilerimiz, hatta geleneklerimiz bile yeniden şekillendi.

Türkiye açısından mart ayının ortalarından itibaren tehlike oluşmaya başladıysa da başta Çin, İran ve İtalya olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde Kovid-19 virüsünün öldürücü etkileri çok daha önce görüldü. Bu endişe verici gelişmelerin ve ülkemizde ilk vakaların da ortaya çıkmasından itibaren Sağlık Bakanlığı ve hükümet yetkilileri tarafından bir dizi önlemler uygulamaya koyuldu. Tüm yaşam standartlarını etkileyen bu süreçte önce yurtdışı gidiş-geliş yolları kapatıldı, daha sonra da okullar süresiz tatil edilerek online eğitim sistemine geçildi. İnsanların toplu halde bulundukları kafe, restoran, alışveriş merkezleri gibi yerler neredeyse 3 ay kapalı kaldı. Hafta sonları sokağa çıkma kısıtlamaları uygulandı, açık hava alanlarında bulunan parklara bile giriş çıkışlar engellendi. Önlemler, yasaklar, kısıtlamalar işe yaramış olacak ki ülkemiz hastalığın diğer ülkelerde çok fazla ölümcül olduğu dönemi belki de en az zarar ile korkulanın altında bir boyutta yaşadı diyebiliriz. Ancak unutulmamalı ki tehlike sona ermiş değil…

1 Haziran itibariyle, 3 aylık bu yoğun tedbir ve kısıtlamalardan sonra “Yeni Normal” adını verdiğimiz bir sürece girdik. Bahar aylarını evlerinde geçiren insanlar yaz aylarının gelmesi ile birlikte doğal olarak kendilerini dışarıya atmak ve bir an önce normal hayatlarına geri dönmek isteğindeler. Ancak salgın tehlikesi henüz geçmemişken bu ne kadar mümkün ve güvenli olabilir? “Yeni Normal” de nelere uymamız gerektiğini, eskisi kadar normal olmayan hayatımızı yeni normale nasıl adapte edebileceğimizi anlatan pek çok yazılı veya görsel içerikle hemen her yerde karşılaşmaktayız. Sosyal hayatın düzeni ve toplumsal sağlık açısında devletin ve çeşitli kurumların bu süreçte farklı önlemleri hayata geçirdiğini görüyoruz. Bu normalleşme sürecinde çoğu insan toplumsal yaşamın hemen her alanında sosyal mesafesini korumaya özen gösteriyor. İş alanları, birçok kuruluş ve kamu kurumları da yine bu süreçte yeni önlemleri uygulamaya koydular. Restoranlar masalarını sosyal mesafeye uygun şekilde konumlandırarak aynı anda belirli bir sayıda müşteri kabulüne başladılar. Siparişlerin kağıt menüler yerine mobil olarak alınarak temasın en alt seviyede tutuluyor. Yine benzer şekilde başta alışveriş merkezleri olmak üzere birçok işletme ya da mağazada sınırlı kapasitede hizmete başladı. Bu işletmelerin girişlerinde başta ateş ölçümü ve sosyal mesafe kuralı olmak üzere bir dizi önlem uygulanıyor. Sinema salonlarının açılmasıyla birlikte mesafeli koltuk uygulaması ile film keyfi başladı. Düğün törenlerine getirilen yasakların da kalkmasıyla sosyal mesafeli törenler başladı. Sosyal mesafe çemberleri oluşturularak insanların kullanımına açılan park, bahçe, sahil ve plajlarda İnsanlar yaz aylarının gelmesiyle yaşanan sıcak havaların etkisini bu alanlarda vakit geçirerek azaltmaya çalışıyor. Yine pandemi sürecinde toplu ibadete kapatılan camiler de sosyal mesafe kuralına uygun olarak ibadete açıldı. Vatandaşlar kurala uygun şekilde ibadetlerini yerine getiriyor. Toplu taşıma araçlarında da bazı önlemler alınsa da son günlerde bu önlemlerin pek uygulanmadığı gözlemleniyor. Bunu yanında özellikle havayolu taşımacılığı başta olmak üzere tren ve şehirlerarası otobüs seferlerinde maske ve sosyal mesafe kuralı başta olmak üzere uygulanan önlemlerin azami seviyede olduğunu belirtmek mümkün.

Toplumsal yaşamın yanı sıra iktisadi hayatta da bu yeni süreçte bazı değişimlerin yaşandığı görülüyor. İnternet kullanımında büyük bir artışın oluştuğu bu süreçte e-ticaret satışlarında büyük bir artış yaşandı. Dijital platformlar üzerinden ürünlerinin tanıtımı ve satışını yapan firmalar pazarlama stratejilerinde değişikliğe gitti. Önümüzdeki süreçte almak istediğimiz her ürünü sanal ortamda 3D hareketli görselleriyle ayrıntılı bir şekilde inceleme fırsatını elde edeceğiz. Şimdilerde bazı örneklerini de görüyoruz. Artık hemen her yaş grubundan insan günlük market alışverişinden bankacılık işlemlerine kadar birçok ihtiyacını dijital ortamlar üzerinden karşılıyor. Buradan hareketle yakın gelecekte işletmelerin sundukları hizmetleri dijital ortamlarda sunmaya daha fazla yönelecekleri öngörülüyor. Dolayısıyla birçok kolaylık sunan dijital kullanımın önümüzdeki süreçte daha da artacağı değerlendiriliyor.

Alman Araştırma şirketi Statista’nın açıkladığı verilere göre, sanal para kullanımında 2019 yılından itibaren ülkemizde bir artış yaşanmış. Özellikle pandemi sürecinde yine üstünde durulan bir konu olan sanal paraların kağıt paraların yerini alabileceği değerlendiriliyor. Temassız ödeme sistemlerinin daha bir önem kazandığı pandemi sürecinde insanların sanal ödeme sistemlerine olan bakış açıları da değişime uğramış görünüyor. Bu sürecin de etkisiyle önümüzdeki dönemlerde insanların sanal para konusuna daha olumlu yaklaşacakları belirtiliyor.

Markete, eczaneye, berbere, kuaföre nasıl gireceğimizi, toplu taşıma araçlarında hangi kuralara uyacağımızı, günlük ilişkilerimizde nelere dikkat etmemiz gerektiğini belirten bir dizi önlem hayatımıza dahil oldu. Peki ne kadarını uygulayabiliyoruz? İşte bu noktada ne yazık ki çok başarılı olduğumuz söylenemez. Örneklendirmek gerekirse; virüsün yayılmasını önlemek amacıyla yapılan hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamalarının sona ermesinin hemen ardından oluşan görüntüler, önlemleri yeteri kadar ciddiye almadığımızı gösterdi. Öyle ki 1 Haziran’dan sonra sosyal alanların ve alışveriş merkezlerinin açılması ile birlikte tüm sosyal mesafe ve maske kuralları neredeyse hiçe sayıldı. Bu da virüsün yayılmaya devam etmesine neden oldu. Konu hakkında uzmanlar tarafından daha önce yapılan değerlendirmelere bakıldığında hala yeni vaka ve ölüm sayısında yaz ayları için beklenen olumlu tabloya ulaşabilmiş değiliz. Üstelik önümüzdeki sonbahar için hastalığın yeniden ve daha kuvvetli bir şekilde yayılacağı ve ikinci bir dalganın olma ihtimali öngörülüyor.

Bu tablo karşısında hala gerekli önlemleri almamaya devam edecek miyiz? Elbette hayır. Zaten kronik hastalığı olan vatandaşların, yaşlıların ve hamilelerin azami ölçüde dikkat etmesini belirtmemize gerek yok. Virüs nedeniyle ölüm riskinin en yüksek olduğu bu gruplar için ciddi önlemler alındı. Öte yandan bağışıklık sistemine güvenen, diğer bir tabirle “Bana bir şey olmaz” diyen ya da virüsü çok ciddiye almayan insanların hastalığa yakalandıktan sonra pişmanlıkla birlikte yaşadıkları bu zor sürece dair neler anlattıklarına şahit olmuşsunuzdur. Nefes almakta zorlanılan, ağrı ve acı içerisinde geçen kötü bir süreç. Üstelik hastalığı iyileşerek atlatsanız bile organlarınızda kalıcı hasar bırakma olasılığı yüksek. Yine de tedbirsizliği göze alabilir misiniz? Almamalısınız. Virüs hala insanlık üzerinde etkilerini tüm gücüyle sürdürürken tedbirsizlik istemediğimiz sonuçların doğmasına neden olacaktır. Yapacağımız şeyler basit; mümkün olduğunca izole bir yaşam, her alanda sosyal mesafe ve kişisel temizlik.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here