Dünyanın kalp atışını duyuyor musunuz?

“Daha dün gibiydi, bu yıl da çok çabuk geçti, zaman çok hızlı akıyor” gibi cümleleri sıkça kullandığınız oluyordur. Bir saat değil üç saat geçmesine rağmen insan bazen kendini sanki yarım saat geçmiş gibi hissedebiliyor. Peki ama zamanı hızlandıran ya da bu şekilde algılamamıza sebep olan nedir? Bu soruların cevabı dünyanın kalp atışında gizli. Çünkü Schumann Rezonansı yani dünyanın kalp atışı hızlanıyor. Dünya’nın kalp atışı olarak tanımlanan Schumann rezonans, Dünya’nın iyonosfer tabakası tarafından geri yansıtılan elektromanyetik dalgaların frekans değerine verilen isimdir. Schuman tarafından 1952’de keşfedilen ve genellikle bulutlarda gerçekleşen elektriksel olaylardan belirlenen bu değer ortalama olarak 7.83 Hz’dir. Hint Rişileri bu değere OM frekansı adını veriyor. Bu aynı zamanda Dünyanın doğal kalp atışı ritmi olarak da tanımlanıyor.

Atmosferin bir yük, bir akım ve bir voltaj taşıdığı göz önünde bulundurulursa böylesine elektromanyetik dalgaların bulunması hiç de şaşırtıcı değil. Dünyadaki bu boşluğun rezonans özellikleri ilk defa 1952 ve 1957 yılları arasında Alman fizikçi W. O. Schumann tarafından ortaya atılmış ve 1957 yılında Schumann ve König tarafından kanıtlanmıştır. Bu fenomenin ilk spiritüel tasviri 1960 yılında Balser ve Wagner tarafından hazırlanmıştır.

Ritmin meteorolojik hareketlerin üzerinde de etkisi görülmektedir. Güneş sebebiyle iyonosfer elementlerinin artı yüklenmesi halinde yeryüzüne bir elektron akışı hali oluşmaktadır. Bu da yıldırımlar aracılığıyla uyandırılan global elektromanyetik rezonanslardır. Dünya’nın atmosfer katmanlarından olan iyonosfer, ayrıca Aurora adıyla bilinen kuzey ışıkları fenomenlerinden de sorumludur. Dünyamızın kalp atışı olarak da tanımlanan, bu boşluktaki titreşim frekansı, 7.83 hertzlik Schumann rezonansıdır. Sonuçları ile ilgili ilginç görüşler mevcuttur. 1980 yılına kadar ortalama 7.8 hertz değerindeki frekansı günümüzde 12 hertz üstündedir. Yapılan değerlendirmelere göre son 4000 yılda manyetik alanın azalmasının sebebi de budur. Sıfır noktası yani ortalama 13 hertze ulaşıldığında Dünya’nın manyetik alanı yok olacak ve Dünya tersine dönmeye başlayacak. Ayrıca zaman kısalması yaşanacak ve bu kısalma sonucunda günler 24 saat değil de 16 ya da daha az bir süre olarak algılanacak. Manyetik alandaki bu azalış son zamanlarda 10 katına çıkmış durumda.

7.83 Hz. frekansı bir alfa/teta halini ifade ediyor. Gevşemiş, dalgın gibi bir şeylerin olmasını bekleyen bir tür rölanti hali gibidir. 8.5-16.5 Hz. frekanslar teta frekansından sakin bir alfa haline dönüşüyor ve bu sırada hızlı ve daha uyanık beta frekansları ortaya çıkmaya başlıyor. Bu da bilincin yavaş yavaş uyanmasıyla ilişkilidir. Schumann Rezonansının 12-16 .5 Hz’ler arasında bazı sessiz yükselişler yaptığı da görüldü. Neurofeedback’te 12-15 Hz. hassas motor ritim frekansı olarak tanımlanıyor. Bu, ideal bir “uyanmış sükûnet” halidir.

İlginç bir başka yanı ise insan farkındalığı ile alakalı bir durum olduğu görüşüdür. Yani ortalama frekans değerinin insan beyin frekans değerleri olan beta (13-100 hertz), alfa (8-12,9 hertz), teta (4-7,9 hertz) , delta (0,1-3,9 hertz) frekans aralıklarından alfa ve teta ile rezonans halinde olması bir etkileşime yol açabilmesidir. Bu da insanın ruh halinin ve Dünya kalp atımının birbirlerini etkileyebiliyor olması demektir. İnsan beynindeki bu frekans aralıkları uyanma, bilincin yerine gelmesi durumlarında salınır. Bu sebeple Schuman Rezonansının değerinin yükselmesi insanların bilinç ve farkındalığının artmasına sebep olduğu ya da tam tersi olduğu görüşü ayrı bir ilginç durum olarak ifade edilir. Bu değerler arasında çalışan beynimiz, düşüncelere daha kolay odaklanır ve işlemleri daha zahmetsiz bir şekilde gerçekleştirir. Her şeyi çözebilmemize ve her şeye odaklanabilmemize rağmen beynimiz bu seviyelerde sakindir ve algıladığı şeylere tepki göstermemeye eğilimlidir. Öte yandan sürekli olarak başka modlara geçiş yapmaya zorlanan beynimiz, sık yaşanan değişimlerden ötürü yorgunluk, sersemlik, üzgünlük hissedebilir. Öyle ki insan bilincinin manyetik alana etki edebildiğinden ve özellikle, endişe, gerginlik, hırs durumlarının bu manyetik alanda karışıklıklar, düzensizlikler yaratabileceği düşünülüyor. Bazı bilim insanları, ortalama frekans değerinin yükselmesiyle birlikte zaman kavramının da değişeceğine ve zamanın daha hızlı geçeceğine inanıyor. Bilimsel çalışmalar, 7.83 Hz’e meditasyon yapmanın kişinin fiziksel ve psikolojik sağlığı üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini düşünmekte. Laboratuvar araştırmaları, canlı hücreleri Schumann Rezonansına maruz bırakmanın bağışıklık korumalarını artırma etkisine sahip olduğunu göstermiştir.

Bu frekans değerlerini matematiksel işlemlerle tahmin eden Winfried Otto Schumann, 1952 senesinde gerçekleştirdiği bu tutarlı tahminler sayesinde, sonradan net olarak ölçülebilen bu değerlere ismini vermeyi başarmıştır. Bilim insanlarının onlarca sene üzerinde çalışmalar yürüttüğü ve incelediği bu değer, birçok farklı etken tarafından değiştirilebilir. Küresel ısınmanın da içerisinde bulunduğu bu etkenler, 7.83 Hz. değerini biraz yükseltebilir veya düşürebilir. Normalde 7.83 Hz. civarlarında olması gereken bu değer, Russian Space Observing System’ın son ölçümüne göre ortalama olarak 8.5 Hz. değere sahiptir. Bazı günlerde 16.5 Hz’ye kadar yükselebilen bu değer, bilim insanlarının daha önceden tanıklık etmediği seviyelerdir. Şu an bu değerin neden yükseldiğine kesin bir cevap veremeyen bilim insanları, küresel ısınmanın da etki ettiği bu değerin yükselme nedeninin ne olduğuna dair tahminler yürütmekle yetiniyorlar.

Uzun yıllar boyunca bu rezonans frekansı sabit bir 7.83 değerde kaldı ve sadece küçük değişimler gösterdi. Haziran 2014’te bu değişti. Rus Uzay Gözlem Sistemi’ndeki monitörler aktivitede yaklaşık 8.5 Hz. civarında bir ani yükseliş saptadılar. O günden beri bazı günler Schuman rezonansının 16.5 Hz.’e yükseldiği bile görüldü. Başlangıçta cihazlarının hata verdiğini düşündüler ancak daha sonra verinin doğru olduğunu öğrendiler. Peki muhtemel sonuçlar neydi?

Sıfır noktasına yaklaştığımızda zaman hızlanmış olarak tezahür edecek. Buna göre 24 saatlik zaman dilimi, 16 ya da daha az saatte yaşanmış olacak. Binlerce yıldır SR’nın 7.8 devirde olduğunu fakat 1980 yılından beri artmakta olduğu ve bugün bu değerin yaklaşık 12 devir olduğu bilinmektedir. 13 devire ulaştığında ise duracağı düşünülüyor.

Sıfır noktası ya da çağların değişimi, kadim insanlar tarafından binlerce yıl önce bildirilmişti. Birçok değişimler meydana gelmiştir ve her 26000 yıllık Ekinoks geçişi sürecinin yarısı olan 13000 yılda bir olacak. Sıfır noktası ya da manyetik kutupların ters dönüşü muhtemelen yakında belki de her 20 yılda bir 12 Ağustos tarihinde gerçekleşen Dünyanın dört devir bioritmi ile eşzamanlı olarak gerçekleşecek. Sıfır noktasından sonra Güneşin batıdan doğup, doğudan batacağı da yine konuşulanlar arasında. Bunun daha önce gerçekleştiğine dair çok eski kayıtlar bulunmaktadır. Sıfır noktası değişimi muhtemelen bizi 4. boyuta sokacak. Burada, düşündüğümüz ve istediğimiz her şey hemen tezahür edecek. Bu sevgiyi ve korkuyu içermektedir. Bildiğimiz birçok teknoloji işlemez hale gelecek. İstisnalar sıfır noktası ya da serbest enerjiye dayalı olan teknolojiler olabilecek. Sıfır noktasına yaklaştıkça fiziksel bedenlerimiz değişim göstermektedir. DNA’larımız 12 sarmallı yapıya yükseltilmekte ve yeni bir beden yaratılmakta. Daha sezgisel bir hale bürünebiliriz.

Sonuç olarak teknolojinin ötesine doğru ilerlemekte ve doğanın, evrenin doğal devirlerine dönmekteyiz. Bütün bu bilgiler korkutucu nitelikte değil. Yeni ışık çağını getirecek olan bu değişimlere hazırlanın. Korkuya dayalı kavramların tamamen ortadan kalkacağı, paranın ve zamanın ötesine geçiş yapıyoruz.

SCHUMANN REZONANSI 7.83 HZ’DE TİTREŞİR VE BU DEĞER DÜNYANIN KALP ATIŞI OLARAK KABUL EDİLİR.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here