INOVAX: Türkiye'nin Bilim ve Teknoloji Dergisi

Küresel Isınma Artıyor İklim Krizi Büyüyor

Yangınlar, sıcaklı artışı, kuraklık, sel ve afetler…

Değişen iklim şartları beraberinde daha önce görülmemiş kapsamda hava ve doğa olaylarını beraberinde getiriyor. Üstelik bu olaylar dünya üzerinde çok farklı bölgelerde gerçekleşmekle birlikte geçmişten gelen verilere göre yaşanma ihtimalinin az veya hiç olmadığı bölgelerde bile kendini gösteriyor.

Uzmanlar, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yeni raporunun, gelecek yıllarda olabilecekleri bilimsel bir çerçevede ve bölgesel anlamda detaylı bulgularla ortaya koyduğunu belirtti.

Raporu değerlendiren İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Serengil, rapora göre son yıllarda global olarak görülen aşırı atmosferik olayların artışının şu ana kadar gerçekleşen 1,1 derecelik ısınmanın bir sonucu olduğunu aktardı. Serengil, “IPCC bu konuda artık daha net konuşmakta. 1850’den günümüze gerçekleşen bu seviyedeki ısınma eğer yeni önlemler alınmazsa 20 yıl içinde 1,5 derecenin üzerine hatta 2 dereceye çıkacak. Sıcaklık artışı buzulların erimesiyle sisteme daha fazla su girmesini, buharlaşmanın artmasını dolayısıyla atmosferde daha fazla su buharı bulunmasını sağlamakta. Bunun bir sonucu olarak ise bazı bölgelerde aşırı yağışları, bazılarında ise daha kurak dönemleri gözlemlemekteyiz.” diye konuştu.

Uzmanlara göre IPCC raporu, iklim değişikliği konusunda “son ikaz” niteliği taşıyor.

66 ülkeden 234 bilim insanının yer aldığı ve 5 yıllık bir sürede tamamlanan çalışma sonucu hazırlanan IPCC’nin altıncı raporu geçtiğimiz günlerde Cenevre’de açıklandı.

Raporda bir an önce küresel ısınmayı önleyecek veya azaltacak önlemlerin alınması gerektiğine vurgu yaparken dünya üzerinde bazı bölgelerin yakın gelecekte yaşanılamaz hale gelebileceği belirtildi. Rapor sonucu, iklim değişikliğinden en çok etkilenmesi beklenen yaklaşık 50 ülkede büyük bir endişe oluşturdu.

Aralarında Maldivler’in de bulunduğu yaklaşık 50 ülke, önlem alınmazsa “yeryüzünden silinebilir”

Dünyanın en düşük rakıma sahip ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alan Maldivler, iklim değişikliği karşısında en zayıf ülkelerden biri.

Raporun açıklanması sonrası diğer ülkeleri de temsilen bir açıklama yapan Maldivler Devlet Başkanı Muhammed Naşid, “Başkalarının saldığı karbonun faturasını biz kendi hayatımızla ödüyoruz” ifadesinde bulundu.

İklim krizi her yerde daha önce hiç görülmemiş düzeyde kötüleşti

Kırmızı koduyla yayınlanan 3 bin sayfalık raporda, tüm dünyada etkisini hissettiren iklim krizinin “daha önce hiç görülmemiş düzeyde kötüleştiği” ifadelerine yer verildi. Ayrıca raporda küresel ısınmanın bir sonucu olarak sıcak hava dalgalarının daha da artacağı ve sıcak mevsimlerin uzayarak soğuk mevsimlerin ise kısalacağı, şiddetli yağışların ve kuraklığın da etkisini artırarak daha sık yaşanacağı vurgulandı.

Raporu insanlık için kırmızı alarm olarak değerlendiren BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Dünyayı yok eden fosil yakıtları sonlandırmanın zamanı geldi” diye konuştu. Guterres hava kirliliğine sebep olan şirketleri de hedef aldığı konuşmasında ayrıca “Ülkeler fosil yakıtların yeni keşif ve üretimine son vermeli, sübvansiyonları da fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara kaydırmalı” ifadelerinde bulundu.

İskoçya’nın Glasgow şehrinde gerçekleştirilecek COP26 İklim Zirvesi’ne kısa bir zaman kala yayımlanan raporun önemine değinen Guterres, “Şimdi güçlerimizi birleştirirsek, iklim felaketini önleyebiliriz. Ancak raporun açıkça ortaya koyduğu gibi, bekleyecek zamanımız kalmadı, hiçbir özrün faydası olmaz” dedi.

Raporda sera gazlarının atmosfere salınımının mevcut şekilde devam etmesi sonucu önümüzdeki 15-20 yıl içinde sıcaklık sınırının aşılacağı ve içinde bulunduğumuz yüzyıl sonunda deniz seviyelerinin 2 metreye kadar yükselebileceği belirtildi.

Ada ülkesi olan Antigua ve Barbuda’nın iklim değişikliğinden sorumlu büyükelçisi Diann Black-Layne, bu durumun kıyı ülkeleri için yıkıcı sonuçlar oluşturacağını söylüyor.

Bilim insanları, Dünya yüzeyindeki küresel sıcaklığın 2011 – 2020 arasında belirgin bir artışla 1850 ile 1900’e kıyasla 1,09 derece daha sıcak olduğunu ve okyanuslarda ise 0,88 derecelik bir artış yaşandığını belirtiyor. Buna karşın 1901 ile 2018 yılları arasında, deniz seviyesinin 20 santimetre yükseldiği ve Dünya tarihinin son 300 bin yılının hiçbir döneminde böylesi yüksek seviyelerde artış olmadığı vurgulanıyor.

2011 ile 2020 yılları arasında Arktik deniz buzunun ortalama genişliği 1850’den bu yana en düşük seviyesine ulaşmış durumda. Buzulların erimesiyle yüzeylerinin 2 bin yıldır görülmemiş şekilde geri çekilmesine neden olduğu kaydediliyor.

Raporda karbondioksit ve diğer sera gazlarının salınımındaki azalmaların iklim değişikliğini sınırlayacağına vurgu yapılsa da küresel boyutta sıcaklıkların yeniden düşürülmesi ve sabit kalmasının 20 ile 30 yıl sürebileceği değerlendiriliyor.

Tüm dünyada doğa olaylarının sıkça yaşanır olduğu günümüzde uzmanlar yaşanan iklim değişikliklerinin hızlı ve yoğun şekilde etkisini gösterdiğine dikkat çekiyor. Çok yakın bir gelecekte küresel sıcaklık değerinin 1,5 santigrat dereceye hatta bu değeri de aşarak 2 santigrat dereceye ulaşacağı belirtiliyor.

Peki bu ne demek?

Bu durum tarımsal üretimde büyük sorunlar yaşanması demek. Gıda konusunda tüm dünya genelinde insanlığın problem yaşaması demek. Belirtilen sıcaklık değerinin aşılması aynı zamanda insan sağlığının da tehlikeye girmesi demek.

Bu noktada dünya ülkeleri pek çok girişimde bulunsa da şu ana kadar etkili ve yeterli bir çözüm üretilebilmiş değil. Bu girişimlerden biri de 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması. Küresel sıcaklık artışını 2 santigrat derecenin hatta sanayileşme öncesi seviye olan 1,5 derecenin altında tutmayı amaçlayan anlaşma şimdiye dek 190’ı aşkın ülke tarafından onaylandı.

İklim değişikliğinin ve küresel ısınmanın sonuçlarını her geçen daha fazla gözlemliyor, hissediyoruz. Geleceğe daha yaşanılabilir bir dünya bırakmak için henüz geç değil. Bu konuda devletlere özellikle sanayi bakımından gelişmiş dünyanın önde gelen ülkelerine büyük sorumluluklar düşüyor. Bu ülkeler atmosfere salınan sera gazı seviyesini azaltmak adına gerekli önlemleri almalı ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelerek küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda somut adımlar atmalı.

Dünyadaki tüm ülkeler gibi ayrıca insanlar da bireysel olarak bu konuda üzerine düşen sorumluluğun bilinciyle hareket etmeli. Bu noktada her birey enerji ve su kaynaklarını israf etmeden bilinçli bir şekilde kullanarak, geri dönüşüm konusuna gerekli hassasiyeti göstererek, gıda israfından kaçınarak, doğaya saygı göstererek daha yaşanılabilir bir gelecek oluşturulması adına bu mücadeleye katkı sağlayabilir.

Kaynak: AA

Mobil Sürümden Çık