Dergi Özel Yazıları AKINSOFT 02 Ağustos 2021 (0) (189)

mRNA Teknolojisi Nedir?

mRNA Teknolojisi Nedir?

Yaklaşık 2 yıldır tüm dünya Covid-19 pandemisi ile mücadele ediyor. Bu mücadele hem tüm toplumların hem de bilim dünyasının gündemini tamamen değiştirmiş durumda. Özellikle aşı konusunda yaşanan gelişmeler yine eskisi gibi normal yaşamına devam etmek isteyen tüm insanlığı yani bizleri yakından ilgilendiriyor. Bu noktada devletler de aşı üretim teknolojileri konusunda kıyasıya bir yarış içerisinde.

Bildiğiniz üzere ülkemizde onay almış üç aşı mevcut. Bu aşılar Çin üretimi Sinovac, Rus üretimi Sputnik V ve Alman Pfizer/BioNTech aşıları olarak sıralanıyor.

Bu yazımızın konusunu ise kullanılan teknolojiyle diğerlerinden ayrılan BioNTech’in geliştirdiği mRNA aşısı oluşturuyor. Dünyada mRNA yöntemi kullanılarak geliştirilen ve dünya genelinde kullanım onayı alan iki farklı aşı mevcut. Diğer aşı ABD’li Moderna şirketi tarafından geliştirilen Covid aşısı fakat bu aşı henüz ülkemizde kullanılmış değil.

Geleneksel aşılardan farklı olarak mRNA aşısında, mesajcı RNA veya kurye RNA olarak bilinen teknolojik bir yöntem kullanılıyor. Peki bu teknoloji neyi ifade ediyor? mRNA teknolojisi nedir ve diğer aşılardan neden farklıdır? Bu konuya yakından bakalım.

mRNA Nedir?

Canlı aşı olarak da tanımlanan bu aşı uygulanan teknolojik yöntemle virüsün genetik yapısının kopyalanması esasına dayanıyor.
Aşı virüsün genetik kodunu taşıyan RNA’yı içeriyor ve kişilere enjekte edildikten sonra kişinin hücreleri bu genetik kodu kullanarak bağışıklık sistemini uyaran maddeleri üretiyor ve bağışıklık sistemini harekete geçiriyor. Böylece bağışıklık sistemi de antikor üretiyor ve vücut zararlı olarak algılanan yapılarla mücadele etmeye başlıyor. Dolayısıyla bu aşılar mRNA yani “mesajcı RNA” olarak tanımlanıyor.

mRNa yani mesajcı RNA, insan vücudu içerisinde DNA’nın dokuları ve hücreleri düzenleyen proteinler üretmek için kullandığı bilgileri sağlayan bir moleküldür. Geleneksel aşılardan farklı olarak mRNA aşılarında zayıflatılmış patojen yerine vücuda virüsün bir proteininin mRNA’sı veriliyor. Bu doğrultuda bağışıklık sisteminin virüs olmadan harekete geçmesi ve virüse karşı antikor üretmesi hedefleniyor.

mRNA aşısı, bir virüsün protein oluşturmak için kullandığı RNA’nın sentetik bir versiyonunu içeriyor. Burada şu bilgiyi hatırlatmakta fayda var. mRNA aşıları viral proteinler üretmek için yeterli olabilecek bir genetik bilgi içermiyor. Sadece bağışıklık sistemini kandırmak yoluyla bir virüsün var olduğunu düşünmesini sağlıyor. Böylelikle de bağışıklık sisteminin virüsle savaşması için gerekli olan proteinler olan antikorları üretebilmesi amaçlanıyor.

Bir salgın sürecinde en önemli unsur hızdır ki bilim insanları araştırma sürecini olabildiğince hızlandırmaya çalışır. mRNA yönteminin sağladığı avantajlardan biri de yeni aşı geliştirme süresinin kısaltma imkanı sağlamasıdır.

Bilim insanları virüsün proteinlerini üretmesine sebep olan mRNA’yı belirlemelerinin ardından yeni bir aşının temelini oluşturacak sentetik bir RNA yapabilirler. Bu sentetik mRNA’nın üretimini uyarmak için özel enzimler kullanılır ve bozulmasını engellemek için koruyucu bir sargıya sarılır. İşte mRNA aşılarının -70 gibi çok düşük sıcaklıklarda muhafaza gerektirmesi bu nedenledir.

mRNA yöntemi ile virüslerin sadece genetik sekansı kullanılarak geliştirilen aşıların en büyük avantajı çok hızlı bir şekilde üretilebilme imkanı olması. Üretici firmaların sıkça dile getirdiği üzere koronavirüsün DNA ve RNA parçacıklarını kullanarak düşük maliyetlerle üretilen aşının Covid-19’a yakalanmadan vücuda bağışıklık kazandırması amaçlanıyor.

Güvenli mi?

Uygulanan yeni bir teknolojik yöntem olmasından dolayı özellikle pandemi sürecinde mRNA aşıları hakkında yapılan pek çok tartışma bulunuyor. Sayıları azımsanmayacak derecede çokça komplo teorisi ve birtakım iddialar da bu tartışmalar arasında.

En çok ortaya atılan iddia ise insanların genetik yapısının ya da DNA’sının değiştirileceği yönünde. Ancak bu iddiaların veya teorilerin hiçbir bilimsel dayanağının olmadığını belirtmek gerekir.

Bilim insanları başta olmak üzere dünyanın farklı birçok kamu sağlığı kurumu bu aşıların güvenli olduğunu belirtiyor. Öyle ki İngiltere Ortak Aşı Komisyonu hem BioNTech hem de Moderna tarafından geliştirilen aşıların güvenliklerinin test edilmesi noktasında çok titiz ve detaylı incelemeler yapıldığını dolayısıyla söz konusu aşıların güvenli olduğuna kesin bir şekilde kanaat getirilmesinin ardından bu aşıların kullanımına onay verildiğini açıkladı.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi de mRNA teknolojisine yönelik çalışmaların uzun yıllardır devam ettiğini belirtiyor ve bu aşıları “yeni ama aşina” olarak tanımlıyor. Öte yandan CDC (Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri) web sitesinde “mRNA aşılarla ilgili daha önce zika, grip, kuduz ve sitomegalovirüs için de çalışmalar yapıldı. Aşılar dışında kanser araştırmalarında bağışıklık sisteminin belli kanser hücrelerini hedef almayı öğrenmesi amacıyla da mRNA teknolojisi kullanıldı” ifadeleri yer alıyor.

Tarihsel Süreç

Bizler özellikle son dönemlerde Covid-19 gündemi nedeniyle adını duysak da esasında mRNA teknolojisi yeni bir süreç veya uygulanan yöntem değil. Yöntemin temeli bilim insanlarının fareler üzerine ilk mRNA’yı enjekte ettiği ve antikor üretiminin ortaya çıkarıldığı 1990 yılına dayanıyor.

Yöntemin uygulandığı ilk yıllarda bazı fareler RNA’yı aldıktan sonra aşırı inflamasyon nedeniyle ölüyordu. Çünkü fareler memelilerin zararlı olabilecek her şeye direnmek için kullandıkları doğuştan gelen bağışıklık tepkisini harekete geçiriyorlardı ve bu nedenle mRNA iletimi tehlikeliydi.

Bilim insanları, bu bağışıklık tepkisini bastırabilecek bir yöntem bulmadan kullanılabilir bir mRNA aşısı yapamamalarından dolayı bu durum ciddi bir engel oluşturuyordu. Ancak bu durum 2000’li yılların ortalarında bioNTech’te görev alan Weissman ve Katalin Karikó tarafından inflamasyon riskinin nasıl azaltılacağının veya nasıl ortadan kaldırılacağının keşfedilmesiyle değişti. Sorun, işlevini değiştirmeden mRNA’ya karbon atomları gibi ek maddeler eklemek yoluyla aşıldı. Bu RNA bazlarından bazılarının yapısını değiştirdiğinizde RNA’nın inflamasyon potansiyelinden kurtulmanız anlamına geliyor. Bu eklemeler yoluyla hücrelerdeki sensörlerin yeni enjekte edilen mRNA’ya aşırı tepki vermesi önleniyor. İşte bu yöntem Pfizer/bioNTech ve Moderna’nın geliştirdiği aşılarda uygulanıyor.

Etkililik Oranı ve Yan Etkileri

Şu anda bu yöntemi kullanan iki aşı mevcut.

Moderna tarafından geliştirilen aşı, ABD Gıda ve İlaç Dairesi’ne (FDA) sunulan rapora göre semptomatik vakaların önlenmesinde yüzde 94 etkili. Diğeri ise Pfizer/BioNTech aşısı ve şirket aşının etkinlik oranını yüzde 95 olarak açıklıyor.

Dünya genelinde yaygın bir şekilde aşı kullanımlarının başlamasıyla elde edilen veriler de benzer bir sonuç ortaya koyuyor. Öyle ki dünyada en hızlı aşılama programı uygulayan ülkelerden biri olan İsrail’de BioNTech aşısının iki doz uygulanmasının ardından semptomatik vakaların yüzde 94, hastaneye yatışların da yüzde 87 oranında düştüğü tespit edildi.

Peki bugüne kadar uygulamalardan elde edilen verile göre bu aşının görülen yan etkileri neler?

Ülkemiz özelinde değerlendirecek olursak Sağlık Bakanlığı’ndan verilen bilgiye göre, yan etkiler sıklıkla hafif olarak değerlendiriliyor. Yapılan çalışmalara göre genellikle bildirilen yan etkiler aşı uygulanan bölgede ağrı, yorgunluk, ateş, baş ağrısı, titreme, kas ve eklem ağrısı, halsizlik, bulantı ve lenfadenopati şeklinde sıralanıyor. Ayrıca COVID-19 mRNA aşısının ciddi bir alerjik reaksiyona neden olma olasılığının çok düşük olduğu belirtiliyor.

Koronavirüse karşı yapılan aşı çalışmalarında mRNA dışında 4 temel teknik daha bulunuyor. Bu yöntemler inaktif aşılar, viral vektörler, canlı-zayıflatılmış aşılar ve alt ünite aşılar olarak sıralanıyor.

Bilim insanları ve araştırmacılar mRNA teknolojisi uygulanarak geliştirilen aşıların Covid-19 pandemisinde yaygın olarak kullanılmasının başka birçok hastalık için de çığır açıcı bir gelişme olabileceğini değerlendiriyor.

mRNA teknolojisini “21’inci yüzyıl bilimi” olarak tanımlayan Vanderbilt Üniversitesi Tıp Fakültesi Önleyici Tıp Profesörü William Schaffner mRNA temelli Covid-19 aşılarından alınan olumlu verilerin, gelecekteki enfeksiyon salgınlarıyla mücadelede bilim dünyasına önemli bir potansiyel sunduğunu belirtiyor.

Benzer Yazılar